"Bazı ruhlar, kendilerinden sonra doğacak olanlara bir miras bırakmak için değil, o mirasın kendisi olmak için yaşar."
KİMLİĞİ VE VAZGEÇİLMEZ YEMİNİ
Adı Halil İbrahim Yalinalp'ti. Sadece 27 bahar görmüş genç bir ömür; Türk Milliyetçiliği davasına adanmış, davasının ateşini yüreğinde taşıyan Ülkücü bir nefer. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, ruhunu ülkesinin geleceğine adamış bir kahramandı.
Doğduğu topraklar olan Tokat'ta yeşerttiği idealini, mesleğiyle taçlandırmıştı. Bir orman mühendisiydi o; sadece ağaçlara değil, yurdun her karış toprağına, sessizliğine ve geleceğine de sahip çıkan bir bölge şefi. ÜLKÜ-TEK Tokat Şubesi'nin bir üyesi olarak, sadece fikirleriyle değil, duruşuyla da mücadelenin en ön safında yer alıyordu.
GÖREVİN VE BEKLENEN MİRASIN EŞİĞİNDE
Halil İbrahim Yalinalp, hayatının en anlamlı anına ramak kala, bir orman bölge şefi olarak Yaylacık'ta görevini icra ediyordu. Evliydi ve kalbi, eşiyle birlikte bekledikleri büyük mucizenin heyecanıyla çarpıyordu. Yaşanan siyasi çalkantıların ortasında, o hem vatanına hem de yuvasına bir miras bırakma sorumluluğunu omuzluyordu.
Takvimler, büyük hasretin yaşanacağı o kara günden sadece iki gün sonrasını gösterdiğinde, kızı dünyaya gelecekti. Halil İbrahim, görmeyi en çok arzuladığı o yüzün hayaliyle dağları, ormanları adımlarken, kader ağlarını, bir babanın kavuşma anına değil, bir milletin sonsuzluğa yürüyüş anına hazırlıyordu.
24 HAZİRAN 1980: KAHRAMANLIĞIN SON ADIMI
O karanlık gün geldi çattı: 24 Haziran 1980. Halil İbrahim Yalinalp, Orman Mühendisi olarak vazifesinin başındaydı. O, doğanın ve devletin düzenini korurken, ülkenin üzerine çöken kızıl karanlığın hedefi oldu.
Olay Günü'nün detayları, onun ne denli bir mücadele verdiğini, son anlarında hangi kararlılıkla ayakta kaldığını gizlese de; bilinen tek gerçek, onun görevini terk etmediği, devrimci solcu-komünist militanların hain ve silahlı saldırısına, alnı açık bir şekilde kurban edildiğidir. O, görevdeyken şehit edilerek, duruşunun, mesleğine olan sadakatinin ve milliyetçi idealinin bedelini canıyla ödedi. Halil İbrahim, sadece bir can vermedi; yurdun ortasında, hainliğe karşı yürünmesi gereken yolu, kendi kanıyla işaretledi.
KIZININ ŞAFAĞI VE SONSUZ MÜHÜR
Halil İbrahim Yalinalp, vatan toprağında bir şehit olarak sonsuzluğa kavuştu. Onun bedeni Tokat Merkez Ali Mezarlığı'nda toprağa verilirken, büyük bir dramatik gerçek, fedakârlığı destanlaştırdı: Babasının son nefesiyle kızı arasındaki mesafe yalnızca iki gündü.
O, dünyadaki en değerli varlığına gözlerini açtığı gün, kızı da bu dünyaya gözlerini açtı. Babanın hasreti, kızının nefesiyle aynı anda başladı. Halil İbrahim Yalinalp, kızına görebileceği bir baba yüzü bırakamadı belki; ama ona, daima göğsünü gerebileceği, uğruna can verilen büyük bir kahramanlık mirası bıraktı. 27 yıllık kısa ömrü, Tokat'ın ormanlarına ve davasına ebedi bir mühür oldu.
"O, bir babanın bekleyişini değil, bir milletin onurunu taşıdı; Tokat toprağına düşen her damla kan, doğacak neslin üzerine yemin olsun."