"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil; karanlığa karşı bir meşale yakmak için yanar."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞININ MÜHRÜ
O, sadece bir isim değildi; o, adında ömür ve soyluluk taşıyan, Türk Milliyetçiliği davasına adanmış bir ruhtu: Şehit Ali Ömür Altındağ.
Bir ülküye, bir davaya, vatanın geleceğine duyulan sarsılmaz inancın temsilcisiydi. İstanbul’un kalabalığı içinde, Kağıthane Çeliktepe Mahallesi’nin Taşkent sokağında yankılanan bir sestir onun varlığı; sıradan bir ikametgâh değil, milli ideallerin yaşatıldığı bir karargâhtı orası. 1980 yılının kasvetli ve puslu atmosferinde, idealler uğruna yaşamak zaten tek başına bir kahramanlık ilanıydı.
KADERİN BELİRLENDİĞİ SABAH
Takvimler, tarihin en çetin sınavlarından birinin yaşandığı 24 Haziran 1980’i gösteriyordu. Bu tarih, Ali Ömür Altındağ’ın şahadetle taçlanacağı o mukaddes günün başlangıcıydı.
Her sabah olduğu gibi, o sabah da erken kalktı. Bir ülkücünün hayatı, tehlikenin kol gezdiği o günlerde dahi, mesuliyet ve nizam içinde geçerdi. İşine gitmek üzere hazırlandı. Attığı her adım, içinde bulunduğu tehlikenin bilinciyle atılmış, ancak inancından zerre taviz vermeyen bir adamın kararlılığıydı. O, günlük hayatına devam ederek, teröre boyun eğmeyeceğini her an kanıtlıyordu.
SON DURUŞ VE İHANETİN GÖLGESİ
Ali Ömür Altındağ, otomobiline bineceği o kritik eşiğe ulaştı. Burası, onun yaşamının son fani durağı olacaktı. Devrimci solcu-komünist terörün pusuya yatmış kalleşliği, ne bir meydan okumaya ne de bir çarpışmaya izin verdi. Karanlık, aydınlığa tahammül edemezdi.
Tam otomobile yöneleceği o anda, alçakça ve onursuzca bir ateş açıldı. Hedef, sadece bir bedeni durdurmak değil, onun temsil ettiği tüm ülküleri susturmaktı. Ancak Ali Ömür Altındağ’ın düştüğü o an, bir yenilgi değil; aksine, bir zaferin ve ebedi bir duruşun mührü oldu.
İSTANBUL’DA YÜKSELEN EBEDİYET
İstanbul, 24 Haziran 1980’de, bir evladını, bir davasını şehit verdi. Ali Ömür Altındağ, genç ömrünü, uğruna savaştığı kutsal değerler için feda ederek, fâni dünyadan ebediyetin mertebesine yükseldi.
Onun şahadeti; devrin karanlık güçlerine karşı boyun eğmeyen ruhun destanıdır. Adı, basit bir listeye kaydedilen kuru bir bilgi değil; adanmışlığın, cesaretin ve yüksek ideallerin bedelini canıyla ödemiş bir kahramanın ebedi hatırasıdır.
"Bazı ölümler bitiş değil, adanmışlığın onuruyla, yeni bir dirilişin başlangıcıdır."