"Bir ömrü çelikleştiren, sadece alınan nefesler değil, uğrunda verilen kararlardır. Ahmet Kenar, bu kararın bedelini hürriyete bir mühür gibi basmıştır."
KİMLİK VE YEMİNİ
O, coğrafyayla değil, büyük bir ülküyle tanımlanmış bir Türk Milliyetçisiydi. Adı, Ahmet Kenar’dı. Yeryüzüne hangi diyarda göz açtığı bilinmese de, ruhu ve davası, İstanbul'un kalabalık sokaklarında kök salmıştı. Ömrünü adadığı davanın sancağını omuzlarken, henüz 36 yaşındaydı. Hayatı kısa, ancak duruşu asırlar sürecek bir destan gibiydi.
EKMEK VE İDEAL ARASINDA
Küçükçekmece'de, Kanarya’nın dar sokaklarında yaşıyordu. Elindeki direksiyon, ekmeğini namusuyla kazandığı kutsal bir araçtı. Mesleği taksi şoförlüğüydü; İstanbul'un dört bir yanını dolaşırken, o sadece yolcu taşımıyordu, aynı zamanda göğsünde taşıdığı büyük sevdası olan vatan aşkını da her yola yayıyordu. Gündüzleri alın teriyle, geceleri ise ülkesinin geleceğine dair bitmeyen inancıyla var olan bir yiğitti.
MÜHÜRLÜ BAŞKANLIK
Ahmet Kenar, sıradan bir nefer değildi. O, davasının önderlerinden biriydi. Bir zamanlar, Ülkü Ocakları'nın Küçükçekmece-Kanarya teşkilatında Başkanlık görevini üstlenmişti. Bu makam, onun için yalnızca bir unvan değil, gençliğin ufkunu aydınlatmak için tutulan sönmez bir meşaleydi. O, genç yüreklere cesareti, sadakati ve adanmışlığı bizzat kendi duruşuyla nakşetmiş, görevini tamamlamış olsa da izini silinmez kılmıştı.
SON VARDİYA VE KARANLIĞIN PUSU
24 Haziran 1995 akşamı, İstanbul yine sükûnete hazırlanıyordu. Ahmet Kenar’ın hayatı, o gün, bir taksi şoförünün vardiyasını sonlandırdığı sessiz bir anla, bir kahramanın destanını mühürlediği sonsuz bir an arasında kaldı.
O'nun dürüst ve başı dik mücadelesinden çekinenler, yüzleşmeye cüret edemeyenler, karanlığın örtüsünü kendilerine siper ettiler. Bir komünist, dürüstlüğün ve milliyetçiliğin karşısına sinsice, alçakça çıktı. Tarih, bu tür hain saldırıları çok görmüştür; mertliğin değil, kalleşliğin seçildiği anlar...
Olay anının detayları, son nefesine giden o kritik adım, bilinmezlikle örtülüdür. Ancak bilinen şudur ki; Ahmet Kenar, bir yiğidin yapacağı gibi, inancından zerre taviz vermeden son duruşunu sergilemiştir. Saldırı ne denli haince olursa olsun, bir ülkücünün kararlılığı asla yenilememiştir.
24 HAZİRAN YEMİNİ
O akşam, İstanbul, bir evladını, bir ülkü neferini sessizce toprağına kattı. 24 Haziran 1995 tarihi, Ahmet Kenar’ın şehadet makamına yükseldiği gün olarak, tarihin kahramanlık defterine altın harflerle yazıldı.
O’nun hayatı, davasına adanmışlığın bedelini canıyla ödeyenlerin sonsuz yeminidir.
"O gecenin karanlığı, onun adanmışlığının sonsuz ışığı oldu. Şehitler ölmez, onlar sadece nöbet değiştirir."