"VATAN SEVDASI İLE YOLA ÇIKAN, YUVASININ KAPISINI DAHİ DÜŞMANA AÇANLAR, SADAKATİN EN YÜCE BEDELİNİ ÖDERLER."
KİMLİĞİ: IŞIK TUTAN ADANMIŞLIK
Bütün ömrünü millete adayan, her nefesi vatan için atılmış bir yiğitlik destanıdır Ali Rıza Altınok. O, Aydın’ın Çine ilçesinden, Gökkaya Köyü’nden çıkmış, önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çelik kanatları altında görev almıştı. Binbaşı rütbesine yükselmiş, ordunun disiplini ve şerefiyle yoğrulmuştu. Bir kahramanlık mesleği olan askerlikten sağlık sebebiyle ayrılmak zorunda kalsa da, 58 yıllık ömrünün son demlerinde dahi bayrağı yere düşürmedi. Kalbindeki sönmeyen alevle, siyasetin en çetin cephesine geçti; MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı olarak, milletin bekası için cepheden cepheye koşmaya devam etti. O, sadece bir emekli subay değil, davasının yaşayan bir kalesiydi.
RUMİ-CUMA’DA KURULAN YUVA: BİR MİLLİYETÇİ KARARGÂHI
Ali Rıza Altınok, Rami-Cuma mahallesindeki 17 numaralı apartmanın 3. katında, eşi Fahriye Hanım ve iki kızıyla birlikte sadece bir ev değil, bir adanmışlık ocağı kurmuştu. Fahriye Altınok da eşi gibi davasına gönül vermiş, Gaziosmanpaşa Kadın Kolları Başkanlığı görevini üstlenmişti. Bu yuva, milletin dertleriyle dertleniyor, gelecek günlerin hayaliyle yaşıyordu. O günlerde ise evde tatlı bir telaş vardı; 19 yaşındaki Edirne Eğitim Enstitüsü öğrencisi küçük kızları Nilgün’ün nişanı için hazırlıklar yapılıyordu. Boya, badana, temizlik... Her köşe, yaklaşan kutlu günün sevinciyle ışıldıyordu. Evlerinin bu neşeli curcunası, yaklaşan karanlık gölgenin habercisiydi.
HAYIRSEVERLİK TUZAĞI: ANADOLU’NUN TÖRESİ VURULUYOR
O gün, Altınok ailesinin derin misafirperverliği ve tertemiz Anadolu töresi, canice bir tuzağın kapısını araladı. Evde boş bir daireyi kiralamak için gelen gençler, kendilerini Tıp Fakültesi öğrencisi, gurbetçi ve yoksul nişanlılar olarak tanıtmışlardı. Anne Fahriye Hanım’ın yüreği, bu gençlerin yokluktan dem vuran sözleriyle yandı. Kızı Nilgün de bir üniversite adayıydı; Fahriye Hanım, onların İstanbul’daki Fahriye annesi olmaya karar verdi.
Hiçbir beklentisi yoktu, sadece merhamet vardı. Canları çekmiştir, özenmişlerdir diyerek, o yoğun nişan telaşının arasında, tam on yedi çeşit yemek hazırladı onlara. Yürekleri kinle dolu, elleri silahlı düşmanları için, evinin ve yüreğinin tüm sıcaklığını sundu. 24 Haziran 1980 günü, saatler 12:45’i gösterdiğinde, daireyi kiralayacaklarını söyleyen o dört kişi kapıdaydı. Ali Rıza Altınok, Türk’ün töresine yakışır şekilde, can düşmanlarını dahi içeri davet etti. İkramlar başladı, sohbet koyulaştı. Kahramanımız, gençlerin geleceği için umut dolu sözler söylerken, farkında değildi ki, vatan sevdası ile dolu evine ihanetin zehri akıyordu.
O KARANLIK GÜN: KİN VE İHANETİN ORTAĞI SOFRA
Yediler, içtiler, güldüler, Altınok ailesinin ekmeğini yiyip, suyunu içtiler. Sonra, alçakça hazırladıkları planı uygulamaya koydular. Olayı inceden inceye planlayan MLSPB’li kızıl militanlar, yarım saat öncesinden mahalleyi kuşatmış, esnafı ve komşuları rehin tutmuştu. Artık hiçbir kaçış yoktu.
Misafir kılığında eve giren katiller, sofradan kalkar kalkmaz, silahlarını çektiler. O yuvanın sıcaklığı, bir anda kinin ve kurşunun buz gibi dehşetine dönüştü. Mermiler, Ali Rıza Altınok’un vatan için atan yüreğine, Fahriye Altınok’un şefkat dolu anneliğine ve gencecik Nilgün’ün nişan hayallerine yağmaya başladı. Evlerine buyur ettikleri insanlıktan nasip almamış hainler, ortalığı kan gölüne çevirdi. Silahlar susmuyordu.
SON SÖZ VE ŞEHADETİN MÜHRÜ
Ali Rıza Altınok, eşi Fahriye Altınok ve kızları Nilgün Altınok, yağan mermilerin altında ağır yaralandılar ve aynı anda, aynı davaya adanmışlık yeminiyle, şahadet mertebesine eriştiler. O gün, aileden sadece bir akrabasında olan İnci Altınok hayatta kalabildi; geride kalan acının ve vefanın yaşayan şahidi olarak.
Kiracı kılığındaki caniler, yedikleri yemeklerin borcunu, Ali Rıza Bey’in ailesini katlederek ödediler. Evden çıkmadan önce, o millet sevdalısı ailenin kutsal duvarlarına, alçaklıklarının imzası olan o cümleleri yazdılar: “Faşist yuvalarını dağıttık.”
Ancak bilemediler ki, bir evin duvarına kin yazmakla, bir milletin kalbindeki sevdayı söndüremezlerdi. Ali Rıza Altınok, sadece bir ilçenin başkanı değil; ailesiyle birlikte, milletinin şerefini ve misafirperverliğini son nefesine kadar savunan, ihanetle sınanmış destansı bir kahramandı. Onların kanı, bu davanın ebedi mührü oldu.
"ONLAR Kİ, MİLLETİN KALBİNE SAPLANAN HANÇERLE DEĞİL, VATAN İÇİN DÖKÜLEN ŞEREFLİ KANLARIYLA ANILIRLAR. BU YÜCE AİLENİN MAKAMI CENNETTİR."