"Bütün şehitler, bir millete verilmiş yeminlerdir; ancak Fahriye Ana, o yeminini düşmanına bile sofra kuracak kadar yüce bir merhametle mühürledi. O, fedakârlığın ta kendisiydi."
AYDIN’DAN İSTANBUL’A TAŞINAN ADANMIŞLIK
Aydın’ın bereketli topraklarında doğmuş olsa da, kader onu mücadelesinin en yoğun olduğu yer olan İstanbul’a çağırmıştı. Fahriye Altınok. 54 yıllık ömrünü bir ideal uğruna adamış, sıradan bir eş ya da anne olmanın ötesinde, davasının sancağını omuzlamış cesur bir ruhtu. O, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok’un eşiydi; fakat asıl duruşu, kendisinin de ocağın ateşini harlayan bir lider oluşuydu: MHP Gaziosmanpaşa İlçe Kadın Kolları Başkanı. Rami-Cuma mahallesinde, bir yandan iki çocuğunu büyütürken, diğer yandan çelikleşmiş inancıyla ülkücü hareketin kadın kanadına yön veriyordu. Onun evi, sadece bir ikametgâh değil, milli duruşun ve sarsılmaz bir imanın kalesiydi.
BİR YUVADA BAHAR TELAŞI VE VİCDANIN SINAVI
24 Haziran 1980 sabahı, Altınok ailesinin evinde, yaklaşan bir mutluluğun telaşı hüküm sürüyordu. Evin küçük kızı Nilgün’ün nişanı için karar verilmiş, evin her köşesi boya, badana, temizlik ve alışverişin tatlı curcunasıyla panayır yerine dönmüştü. Anne Fahriye Hanım, bu tatlı yorgunluğun arasında dahi, vicdanının çağrısına kulak tıkamayan o büyük yüreğiyle bir misafirliğe hazırlanıyordu.
Birkaç gün önce, Tıp Fakültesi öğrencisi olduklarını ve nişanlı olduklarını söyleyen genç bir çift gelmiş, kiraya verilecek daireyi gezmişti. Yoksulluktan ve gurbetten bahseden bu gençlerin hikâyesi, Fahriye Ana’nın kalbini dağlamıştı. Kendi kızı Nilgün de üniversite sınav sonucunu bekliyordu; belki o da ailesinden uzakta, İstanbul’un soğuk duvarları arasında mücadele edecekti. Değil mi ki bu gençler okuma derdine düşmüşlerdi, o da onların İstanbul’daki Fahriye anneleri olacaktı. İşte bu büyük merhametle, o gün, eli boş gitmesinler diye, en ince töre ve şefkatle, tam on yedi çeşit yemek hazırladı onlara. Canları çekmiştir, özenmişlerdir, yiyememişlerdir diyerek, bir annenin sevgisini tüm cömertliğiyle sundu.
ON YEDİ ÇEŞİT YEMEĞİN GÖLGESİNDEKİ İHANET
Saatler 12:45’i gösterdiğinde, Rami-Cuma mahallesindeki evin kapısı çalındı. Kapıda, daireyi kiralayacaklarını söyleyen, insanlıktan nasip almamış dört karanlık gölge duruyordu. Türk’ün töresi ve misafirperverliği gereğince, Altınok ailesi, Ali Rıza Bey, eşi Fahriye Hanım ve 19 yaşındaki kızları Nilgün ile birlikte, bu dört kişiyi içeri davet ettiler.
Sohbet koyuydu. Ali Rıza Altınok, gençlerle hemen kaynaşmıştı. Fahriye Ana ve Nilgün ise, özenle hazırlanan ziyafeti ikram etmeye başladılar. Yediler, içtiler, güldüler, paylaştılar… Oysa ki bu esnada, dışarıda, MLSPB’li devrimci solcu-komünist militanlar, on-on beş kişiyle mahalleyi sarmış, sokağın her çıkışını tutmuş, komşuları ve esnafı rehin almışlardı. Fahriye Hanım katilleri için yemekler hazırlarken, onlar bir katliamın son rötuşlarını yapıyorlardı.
BİR KALE DÜŞÜYOR: ATEŞTEN GÖÇ
Ziyafet sona erdi. Misafirlikten canavarlığa dönüşen o alçak an geldiğinde, silahlar çekildi. Kinle dolup taşan mermiler, o kutsal yuvayı, o ana ocağını kan gölüne çevirdi. Silahlar susmuyordu, hain mermiler yağmur gibi yağıyordu. Evlerine buyur ettikleri alçaklar, cana kastetmişlerdi.
O an, Fahriye Altınok, sadece bir anne ya da bir eş olarak değil; bir lider, bir dava kadını olarak düştü. O, merhametinin bedelini, en ağır ihanetle ödedi. Ali Rıza Altınok, eşi Fahriye Altınok ve henüz 19 yaşında, hayatının baharında olan Edirne Eğitim Enstitüsü öğrencisi Nilgün Altınok, yağan mermiler altında ağır yaralandılar ve orada, kendi sofralarında, kendi yurtlarında şehit oldular. Altınokların diğer kızı İnci’nin, bir akrabasında oluşu, bu büyük yıkımdan kurtulan tek can oldu.
ŞEHADETİN DUVARLARA KAZINAN İZİ
O kara kuvvetler, sofrasından kalkıp katliam yaptıkları o evin duvarlarına, ahlaki sefaletlerini itiraf eden bir yazı bıraktılar: “faşist yuvalarını dağıttık.” Oysa onlar, bir annenin şefkatini, bir milletin töresini ve Türk’ün misafirperverliğini kurşunlamışlardı.
Fahriye Altınok, vatan sevgisinin ve insan sevgisinin en uç noktasında, vicdanının temizliği yüzünden vurulmuştu. O, son nefesine kadar ülkücülüğün gereği olan yiğitliği, evini açma erdemiyle birleştiren, destansı bir fedakârlık örneği oldu.
"O gün, sadece bir aile değil, Türk'ün misafirperverliği de kurşunlandı. Ancak Fahriye Altınok'un yüreği, ihanetin en karanlık gecesinde dahi, daima milletinin sancağı olarak kalacak, merhameti şehadetine şahitlik edecektir."