"İnsanın kalbindeki merhamet, ihanetin en keskin bıçağı olduğunda, o kapıdan içeri giren sadece ölüm değil, sonsuz bir destan olur."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREKTE TAŞINAN VATAN
19 baharına henüz adım atmış, ülkücü davanın sönmeyen ateşiyle yoğrulmuş bir fidan: Şehit Nilgün Altınok. O, sadece Edirne Eğitim Enstitüsü sıralarında okuyan genç bir öğrenci değildi; O, Aydın'ın Çine İlçesi'ne bağlı Gökkaya Köyü'nün toprağından filizlenmiş, vatan aşkını ailesinden miras almış bir kahramandı. Tarihin en karanlık günlerinden birinde, 24 Haziran 1980'de İstanbul semalarında şehadete yükseldi.
Onun kimliği, bir adanmışlık zincirinin en genç ve en masum halkasıydı. Babası Ali Rıza Altınok, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı olarak vatanın mücadelesini ön cephede yürütürken; annesi Fahriye Altınok ise MHP Gaziosmanpaşa teşkilatı Kadın Kolları Başkanı olarak kutlu sancağı elinde tutuyordu. Nilgün, ailesinin duruşundan aldığı güçle, istikbalini ve inancını birleştirmiş, geleceğin öğretmenlerinden biri olmaya hazırlanıyordu.
ADANMIŞLIĞIN EŞİĞİ VE EVDEKİ BEREKET
Altınok ailesinin evi, Rami Cuma Mahallesi'nde, Şeyh Abdullah Sokak’ta, büyük bir sevinç ve telaşın ortasındaydı. Gündelik mücadelenin yorgunluğu, yaklaşan kutlu bir heyecanla karışıyordu: Evin küçük kızı Nilgün’ün nişanı yapılacaktı. Boya, badana, temizlik, alışveriş curcunası, bu mübarek yuvanın duvarlarında umut şarkıları fısıldıyordu.
Ancak kader, bu neşeli hazırlıkların arasına, vicdanın ve merhametin sınanacağı bir kapı aralamıştı. Apartmanda kiraya verilecek boş bir daire vardı. Gurbetten, yokluktan ve öğrencilikten dem vuran, tıp fakültesinde okuduklarını söyleyen genç bir çift, kiracı olmak üzere gelmişti. Onların maddi sıkıntılarını gören Anne Fahriye Altınok’un yüreği yandı. O da bir anneydi; kızı Nilgün de yakında üniversite hayatına atılacaktı. Bu gençler, o zorlu yola baş koymuşlardı. Fahriye Hanım, onların İstanbul’daki Fahriye anneleri olmaya karar verdi.
MERHAMETİN TUZAĞI: 17 ÇEŞİT YEMEK
Merhametin ve Türk töresinin en saf halini yaşatmak için, Fahriye Altınok inanılmaz bir fedakârlık gösterdi. Canları çekmiş de yiyememişlerdir, özlemişlerdir diyerek, kontrat yapmaya gelecek bu genç 'misafirleri' için tam on yedi çeşit yemek hazırladı. Bu sofra, sadece bir ziyafet değil, bir ana yüreğinin gençlere uzattığı sevgi eli, bir vatanseverin insanlık borcuydu.
Bu sırada, Altınok ailesi, kalplerinde en ufak bir şüphe olmadan, nişan telaşını sürdürürken, kapıdaki karanlık plan ince ince örülüyordu. Evine buyur edeceği misafirler, aslında MLSPB’li kızıl militanlardı; kiracı kılığında gelen Doğan Özzümrüt ve Ayşe Hülya Özzümrüt’tü. Onlar, Fahriye Hanım'ın kendileri için yemekler hazırladığı o anlarda, mahalleyi kuşatmakla meşgullerdi. Sokaklar kesilmiş, esnaf ve komşular silahlarla rehin alınmıştı. Kin, merhametin sofrasına oturmak için hazırlanıyordu.
KANLI ZİYAFET VE YÜREKLERE YAĞAN MERMİLER
Takvimler 24 Haziran 1980’i gösterdiğinde, saat tam 12:45’ti. Altınokların evinin kapısı çalındı. İçeride Ali Rıza Altınok, Fahriye Altınok ve 19 yaşındaki Ülkücü fidan Nilgün Altınok vardı.
Türk’ün eşsiz misafirperverliğiyle, daireyi kiralayacak olan dört hain içeri buyur edildi. Ali Rıza Altınok, gençlerle hemen koyu bir sohbete daldı. Fahriye Hanım ve Nilgün ise, hazırladıkları bereketli sofrayı açtılar.
Yediler. İçtiler. Paylaştılar. Gülüştüler.
Sonra, insanlığın gördüğü en alçakça planı uygulamaya koydular. O kutsal sofra henüz kalkmamışken, o evin sıcaklığı henüz dinmemişken, silahlar çekildi. Kinle dolu mermiler, o yuvanın içindeki üç kalbi hedef aldı. Evlerine buyur ettikleri insanlıktan nasip almamış hainler, ortalığı kan gölüne çevirdi.
Mermiler susmadı, kurşunlar yağmaya devam etti.
ŞEHADET ANITI
Ali Rıza Altınok, eşi Fahriye Altınok ve henüz hayatının baharındaki kızları Nilgün Altınok, merhametin bedelini canlarıyla ödediler. Silahların sustuğu o an, bir evin değil, bir destanın yıkıldığı andı. Onlar, düşmanlarına bile ekmek sunan yüce bir imanın kurbanları oldular. Bir akrabasında bulunan evin diğer kızı İnci Altınok bu vahşetten kurtulmuştu; ancak o gün, Altınok soyadının tüm kahramanları, milletin hafızasına kazınan bir onur abidesi oldular.
Hainler, evden çıkmadan önce, o yemeklerini yedikleri, kendilerine kucak açan ailenin duvarlarına şu utanç yazısını bıraktılar: “faşist yuvalarını dağıttık.” Bu alçakça not, sadece Nilgün Altınok’un ve ailesinin ne uğruna şehit düştüğünü değil; düşmanın ne denli büyük bir vicdansızlıkla hareket ettiğini de tescilledi.
Nilgün Altınok, genç bir öğrenci olarak, düşmanının bile açlığını doyurmaya çalışan bir imanın neferi olarak, 19 yaşında, 24 Haziran 1980’de tarihe yazılmış bir kahramanlık mührü bıraktı. Onların kanı, merhametin ihanete karşı direnişinin sembolü oldu.
"Onlar, insanlığın en saf haliyle kurulan sofrada, alçaklığın mermisiyle vurdular. Fakat bilmiyorlardı ki, Nilgün Altınok ve ailesi o gün ölmedi; vatanın destanına ebediyen can verdiler."