"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları gün sayılmaz; taşıdıkları idealin sonsuzluğuyla ölçülür."
I. GÖREV YERİ: BİR IŞIK SAVAŞÇISI
O, sadece bir meslek edinmemişti; bir yemin taşımayı seçmişti. Bir milletin geleceğini kaleminde ve yüreğinde büyütme azmiyle Eğitim Enstitüsü sıralarından mezun oldu. O’nun adı İsmail Genç’ti. Bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücüydü. Yeni görevi ve kaderi onu Giresun’a çağırıyordu. Bu tayin, o çalkantılı dönemde sadece coğrafi bir yer değişikliği değil, cephenin tam ortasına adanmış bir neferin ilk adımıydı. O, tahtanın başına geçerek aydınlığı yayacak, dimağları zehirden koruyacaktı.
II. ADANMIŞ RUH VE YEMİN
İsmail Öğretmen, görevini dört duvar arasına sığdırmayanlardandı. O, ülkücü öğretmenlerin çelikleşmiş iradesinin merkezi olan ÜLKÜ-BİR’in bir ferdiydi. Giresun’da, bu kutlu davanın yükünü omuzlayan, teşkilatın görünmez direklerinden biri olarak parladı ve İl teşkilatının sekreterlik vazifesini üstlendi. Genç yaşına rağmen, omuzlarına aldığı sorumluluk, bir neslin umuduydu. Her adımı, her kararı, karanlığa karşı verilen fikri bir mücadelenin simgesiydi. Onun hayatı, makam sevdası değil, adanmışlık yeminiydi.
III. GİRESUN YOLLARINDAKİ PUSU
Takvimler 23 Haziran 1980’i gösteriyordu. Sokakbaşı semtinde bir ülküdaşını ziyaret etmiş, görev bilincini pekiştirmiş ve oradan ayrılıp geri dönüyordu. Bu, sıradan bir dönüş değildi; bu, pusuya düşürülmek üzere atılan son masum adımlardı. Çünkü o karanlık günlerde, ışığı taşıyanlar sürekli takip altındaydı. Giresun sokaklarında, gölgelerde bekleyen iki hain vardı: Kızıl itler. Bu alçak katiller, İsmail Genç’in adanmış yüreğini susturmak için fırsat kolluyorlardı. En savunmasız olduğu anda, o fırsatı buldular. Kahraman ülküdaşımız İsmail Genç’i, doğrudan göğsünden, kalbinin attığı yerden kurşunladılar.
IV. HAYATA TUTUNMA SAVAŞI VE SONSUZ NÖBET
Ağır yaralıydı. Göğsündeki yara sadece bedenine değil, o dönemin kirli ihanetine açılan bir kapıydı. Hastaneye kaldırıldı, fakat artık bu bedensel bir mücadeleden fazlasıydı; bu, bir idealin hayatta kalma savaşıydı. İsmail Genç, o karanlık gecenin her saatinde, canı pahasına davasına tutunmaya çalıştı. Kanıyla yazdığı destan, bir gece sürdü.
Ancak takvimler 24 Haziran 1980’e döndüğünde, öğretmen, sekreter, ülküdaş ve kahraman İsmail Genç, son nefesini vererek bu dünyanın çileli nöbetini tamamladı. O, kurşunlara karşı duran göğsüyle, Giresun semalarında şehadet şerbetini içerek adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Onun hayatı sustu ama geride bıraktığı meşale, asla sönmeyecek bir ateşe dönüştü.
"O, bir gecelik mücadele sonunda sustu ama sesi, 24 Haziran 1980'den bu yana, Giresun'un her sokağında yankılanan bir yemine dönüştü."