"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna yemin edilen değerlerin son kalesi olmak için mühürlenir."
KİMLİĞİ VE KUTSAL VAZİFESİ
Karadeniz’in çelik iradesini yansıtan Giresun’un Eynesil ilçesinden doğan bir yiğitti o. Adı Necdet Neme’ydi; ancak o, sadece nüfus cüzdanındaki isimden ibaret değildi. O, milletinin sarsılmaz inancını yüreğinde taşıyan, duruşuyla Türk Milliyetçisi Ülkücü kimliğini temsil eden, yeminine sadık bir kahramandı.
Mesleği, vatanın namusunu korumaktı. Evli olmasına rağmen, ailesinin sıcak yuvasını geride bırakıp, vazifenin gerektirdiği tehlikeye her gün yeniden koştu. İstanbul Şişli Emniyet Amirliği’ne bağlı kaza ekibinde, kaosun ve düzensizliğin ortasında düzeni sağlama mücadelesini şerefle omuzladı. Necdet Neme, 1980 yılının kanlı günlerinde, sadece bir memur değil, devletin göğsüne taktığı bir kalkan, milletin sığınağıydı.
ADANMIŞLIĞIN GÖLGESİ
İstanbul, 1980 yılının o kasvetli yazına girerken, hainliğin ve terörün ateşiyle kavruluyordu. Görev yaptığı sokaklar, can pazarıydı. Necdet Neme, kime karşı savaştığını ve bu mücadelenin bedelinin ne olacağını çok iyi biliyordu. Zira aynı karanlık eller, yalnızca yedi gün önce, 16 Haziran 1980 tarihinde, Ülkücü oldukları için Hasan Beder ve Yaşar Beder kardeşleri Bakırköy’de şehit etmişti.
Kahraman Necdet, bu tehditkâr geçmişin izlerini silmek, dökülen kanın hesabını sormak için yola çıktı. O, sadece bir polis değildi; davasının neferi olarak, ölüme meydan okuyan bir adanmışlığın gölgesinde yürüyordu.
23 HAZİRAN: MÜCADELE ÇAĞLAYANI
Takvimler 23 Haziran 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde kara bir leke daha belirdi. Şişli Çağlayan’da, öğlen vakti, saat 12.30 sıralarında, Necdet Neme’nin yolu, sayıca onbeşe ulaşan alçak komünist militanlar tarafından kesildi. Bu bir çatışma daveti değil, haince kurulmuş, pusuya dayalı bir infaz girişimiydi.
Onbeş silahlı terörist, bir fedai polisin üzerine yürüdü. O an, Necdet Neme’nin önünde iki seçenek vardı: Geri çekilmek ya da vatanın onurunu tek başına savunmak. Bir Türk milliyetçisi ve yeminli bir polis olarak, tereddüt etmedi. Sayı üstünlüğüne, mermi yağmuruna ve kahpeliğin soğuk yüzüne rağmen, son nefesine kadar direndi. O, on beş hainin karşısına siper oldu, bir destan yazmak için dikildi.
ŞEHADETİ VE EBEDİ YEMİN
Necdet Neme, onurunu koruduğu bu kanlı mücadelenin sonunda, 23 Haziran 1980’de şehadet makamına ulaştı. Düşmanın namlusuna karşı sarsılmaz bir kale gibi duruşu, sadece onu değil, aynı olayda yaralanan bir polis kardeşi ile bir sivil vatandaşı da koruma çabasının mührü oldu.
O düştü ama duruşu, bir neslin şeref manifestosuna dönüştü. İstanbul’da görevini sonlandıran bu yiğit, ebedi istirahatgâhına, doğduğu topraklara, Giresun’un Eynesil ilçesi Boztepe Mahallesi kabristanına taşındı.
Necdet Neme, 1980 yılının karanlık defterine sadece bir isim olarak değil, vatanın bütünlüğü uğruna canını feda eden sönmez bir yıldız olarak yazıldı. Onun fedakârlığı, bugün bile, şerefli vazifenin ne anlama geldiğini fısıldamaktadır.
"Bazıları ölür, fakat onların duruşu, nesiller boyu sürecek bir andın yeminine dönüşür."