“Hayatın uzunluğu değil, uğruna verilen mücadelenin ağırlığı destan yazar. Hüsamettin Özbey, ömrünü bu ağırlıkla tarttı ve bir ulusun kalbine adını kazıdı.”
KİMLİĞİ: YİRMİ İKİ YILLIK IŞIK VE İMAN
Tarih, bazen en büyük kahramanları henüz hayatlarının baharında iken çağırır. Hüsamettin Özbey, 22 yaşında, Sinop’un bereketli topraklarında, Boyabat ilçesinin Aşağıseyricek Köyü’nde doğmuştu. O, Anadolu’nun safkan inancını, genç ve dinamik ruhunda taşıyan bir idealistti. Bir öğrenciydi; ancak onun okuduğu okul sadece dersliklerden ibaret değildi. O, milletinin geleceği için verilen çetin mücadelenin öğrencisiydi.
O, inançları uğruna büyük şehirlere göç eden, fikri cephenin en ön saflarında yer alan Türk Milliyetçisi bir Ülkücüydü. Kuru bir kimlik değil, bir adanmışlık yeminiydi onun sıfatları.
ADANMIŞLIĞIN ÇİLE YOLU: İSTANBUL 1980
Anadolu’nun sükûnetini geride bırakarak, fikri çatışmaların kor ateşi olan İstanbul’a gelmişti. Kağıthane Çeliktepe Mahallesi, Hüsamettin Özbey için bir ikametgâhtan öte, vatan savunmasının bir karargâhıydı. 1980 yılının karanlık ve puslu günlerinde, memleketi bölmek isteyenlerin kirli emellerine karşı duruş sergilemek cesaret isterdi. O, bu cesareti yüreğinde taşıyanlardandı.
O, tehditlerin ve tehlikenin mahalleyi bir demir ağ gibi sardığı o zorlu günlerde, inancından zerre taviz vermedi. Bilirdi ki, kurşunların gölgesinde dahi olsa, ülkü sancağı yere düşmeyecektir.
GÜLBAHÇE SOKAK’TA ZAMAN DURURKEN
Takvimler, 23 Haziran 1980 Pazartesi’yi gösteriyordu. O gün, İstanbul’da, Çeliktepe Mahallesi’nin Yıldırım Beyazıt Caddesi üzerindeki Gülbahçe Sokak’ta, sıradan bir öğle vaktinde (Saat 14.00 sıralarında) tarih yeniden yazılacaktı.
Hüsamettin Özbey, evlerinin önünde, bekler bir haldeydi. Belki memleketini, belki geride bıraktığı ailesini düşünüyordu. Ancak bu sükûnet anı, pusu kuran hainlerin gölgesiyle aniden parçalandı. Üç komünist militan, sayı üstünlüğüne ve arkalarındaki kalleşliğe güvenerek, silahsız bir gence namlularını çevirdi.
Hüsamettin Özbey’in o an, kendisine yönelen bu karanlığın karşısında nasıl durduğu, son bakışının ne denli kararlı olduğu sadece gök kubbenin şahitliğinde kaldı. Ama o sokak biliyordu ki, o genç yiğit, inançlarından bir adım dahi geri atmadı.
SON NEFESİN YÜKSELİŞİ VE MİRASI
O an, sokak ortasında bir kahramanlık eylemi gerçekleşti. Üç hain tarafından kurşunlanarak yere düşürüldü. Hüsamettin Özbey bedenen düşse de, temsil ettiği ulvi değerler, o sokakta mühürlendi, o kanla can buldu.
Henüz 22 yaşındaydı. Bir öğrencinin defterine yazılan son not, bir gencin hayatının son cümlesi, düşman kurşunlarıyla kesilen bir nefes oldu. Fakat bu şehadet, sadece bir ölüm değil, milletin vicdanına kazınan bir onur mührüydü.
O, uğruna can verdiği ideallerin ebedi bekçisi olarak, İstanbul’un kalbi Şişli Feriköy mezarlığında toprağa verildi. Onun genç bedeni toprağa karışırken, ruhu ve inancı, destansı bir miras olarak Türk gençliğinin omuzlarına yüklendi.
“Onun düştüğü topraklar, artık kutsaldır. Hüsamettin Özbey 22 yaşında şahadet şerbetini içti; o günden sonra her ülkücü, onun eksik kalan 22 yılını da yaşamak zorundadır.”