"Bazı hayatlar bir destanın mürekkebiyle değil, uğruna yemin edilen toprağın en kutsal kanıyla yazılır."
KUTLU ADIN YANKISI
Kocaeli'nin Yarımca topraklarında yeşeren bir yiğit, CELİL ŞAŞTIM. O, sadece bir birey değil, 23 Haziran 1979 tarihini ebediyete mühürleyen, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir neferiydi. O’nun kısa yaşamı, bir kimlik bildirisiydi: Türk-İslam Ülküsünün en genç, en kararlı bozkurtlarından biri. Göğsündeki iman ve yüreğindeki ideal, O’nu devşirilmiş-komünist emperyalizmin yerli işbirlikçisi olan devrimci solcu-komünistlere karşı yürütülen amansız mücadelenin tam ortasına taşımıştı. Celil Şaştım, bir duruşun, bir adanmışlığın ete kemiğe bürünmüş haliydi.
İDEALLERİN ATEŞ ÇEMBERİ
O yıllar, yalnızca bir takvim yaprağı değil, milletin varlık mücadelesinin en keskin cephesiydi. Celil ve ülküdaşları, karanlık ideolojilerin kuşatmasına karşı fırça ve boyayı birer sancak bilmişlerdi. Onların mücadelesi; sokaklarda, duvarlarda, her köşede yankılanan sessiz bir haykırıştı. Onlar, kuru bir biyografi yazmak yerine, ülkülerinin sonsuzluğunu Yarımca'nın taşlarına nakşetmeyi seçmişlerdi.
KOCAELİ'DE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 23 Haziran 1979'u gösteriyordu. Gece, Yarımca’nın üzerine çöktüğünde saatler 23.45'i işaret ediyordu. O gece, Celil ve üç ülküdaşı, ellerinde fırça, kireç ve boyalarla bir duvar dibine geldiler. Onların niyeti açık ve cesurdu: Kararlı davalarının mesajını, karanlığın sessizliğini yırtarak o soğuk duvara kazımak. Tam bu kutsal eyleme başlayacakları sırada, havayı kesen tiz bir bekçi düdüğü sesi duyuldu. Beklemeye başladılar. Gelen kişi, ne yazık ki, milletin güvenini temsil etmesi gerekirken ihanet cephesine hizmet eden, POL-DER’e üye sarhoş bir bekçiydi. Bekçi, ağzından dökülen küfür ve hakaretlerle, davanın yiğitlerine saldırmaya başladı.
ZULME KARŞI DİRENİŞ VE ŞEHADET
Celil Şaştım, bekçinin tahriklerine rağmen, davasından geri adım atmadı. Sadece, uğruna canını ortaya koyduğu o ülkü yazısını duvara nakşetmek için kararlılıkla öne atıldı. İşte o an, karanlığın ve ihanetin eli, silaha uzandı. Bekçi, Celil dışında kimseye değil, sadece duvara yazı yazmak isteyen o genç bozkurda ateş açtı.
İlk kurşun, arkadan, bir ihanet yarası olarak sırtına isabet etti. Ancak O’nu yere sermeye yetmedi. Ardından gelen ikinci kurşun, tam kalbini hedef aldı. O kutsal kalbi ki, sadece Türk-İslam Ülküsü için çarpıyordu.
Ağır yaralanan Celil, ülküdaşlarının feryatları arasında hastaneye doğru götürülürken, Yarımca yollarında son nefesini verdi. O, bir ideal için atılan en masum adımın, ne denli büyük bir fedakârlık gerektirdiğini kanıtlayarak, Şehitlik mertebesine yükseldi. Celil Şaştım, 23 Haziran 1979 gecesi, sadece bir hayatı değil, milletinin duvarlarına silinmez bir kahramanlık mührü bıraktı.
"Kimi, bir sözü haykırmak için hayatını feda eder. O’nun kanıyla yazılan yazı, hiçbir zaman silinmeyecektir."