"BAZI YİĞİTLER, YÜREKLERİYLE ATEŞTEN BİR ÇEMBERİN ORTASINDA DURUR. ONLARIN KISA ÖMÜRLERİ, UZUN DESTANLARA BAŞLANGIÇTIR."
BİLECİK'TEN DOĞAN YİĞİT: KİMLİĞİ VE İDEALİ
O, sadece bir isim değildi; o, on dokuz yıllık bir adanmışlığın sembolüydü. Bilecik toprağının sadakatiyle yoğrulmuş olan Fikret Derim, genç yaşına rağmen, o dönemin çalkantılı İstanbul'unda davasının en ön cephesinde durmayı seçmişti. Kartal Ticaret Lisesi’nin sıralarında öğrenciyken bile, sadece kitaplara değil, ailesine olan sorumluluğa da sımsıkı bağlıydı. Eyüp ilçesinde ikamet eden bu genç kahraman, okul tatillerini dahi dinlenmeye değil, ailesine katkıda bulunmak için çalışmaya ayırıyordu. Onun kalbi, erken yaşta fedakârlığı ve sorumluluğu öğrenmişti.
ADANMIŞLIĞIN ZİRVESİ: OCAK BAŞKANI
Fikret Derim, sadece bir ülkücü nefer değil, davanın meşalesini taşıyan bir liderdi. Sırtına yüklediği görev ağırdı: O, Ülkü Ocakları Başkanıydı. Bu unvan, 1970'lerin zorlu atmosferinde, rahat bir koltuk değil, her gece üzerine yürünülecek bir hedef, her an göğüslenecek bir tehlike demekti. O, milliyetçiliğin sarsılmaz inancıyla, karanlığın ortasında ışığı korumayı vazife bilmişti.
O KARANLIK HAZİRAN GECESİ
Takvimler, genç Fikret'in adanmışlığının bedelini ödeyeceği 23 Haziran 1978 Cuma gecesini gösteriyordu. İstanbul, siyasi çatışmaların gölgesi altındaydı. Tehlike her köşede pusu kurmuşken, Fikret Derim, görev yerini, davasının karargahını terk etmiyordu. Zaman gece yarısını çoktan geçmişti; Saat 01.00 sıralarıydı. Ülkücülerin sığınağı olan Kartal Maltepe İstasyon Caddesi’ndeki Ocak şubesinden, arkadaşı Hamit Muhammed Şeybolu ile birlikte ayrılmak üzere o eşiği geçti.
SON DİK DURUŞ VE ŞEHADET
İşte o an, yıllardır beslediği idealin karşılığını canıyla ödeme vakti gelmişti. Ocak’tan çıkan iki gence, karanlıkta bekleyen komünist militanlar tarafından vahşi bir silahlı saldırı başlatıldı. Bir kurşun yağmuru başladı.
Fikret Derim, vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşun yaralarıyla, adanmış olduğu davanın son tanığı olarak, düştüğü yerde hemen orada şehit oldu. Henüz 19 yaşındayken, gençliğinin baharında, inançları uğruna en yüce bedeli ödedi. Yanındaki arkadaşı Hamit Muhammed Şeybolu, bu kanlı pusu dehşetinden mucizevi bir şekilde yara almadan kurtulsa da, Fikret’in devrilen bayrağı, fedakârlığın sınırlarını bir kez daha çizdi.
SONSUZLUĞA UĞURLANMA
Bir neslin sorumluluğunu omuzlayan bu gencecik kahraman, emanet edildiği İstanbul toprağında bırakılmadı. Naaşı, doğduğu toprağa, Bilecik’e taşındı. Onur dolu yolculuğunun ardından, Merkez Aşağıköy Mezarlığı’nda, köklerinin bulunduğu toprağa, milletinin kalbine ebediyen gömüldü.
"ADAMAK İÇİN YAŞI DEĞİL, YÜREĞİ GEREKEN BAZI RUHLAR VARDIR. FİKRET DERİM, KISA BİR YAŞAM SÜRDÜ AMA ÖLÜMÜYLE, BİR MİLLETİN VAZGEÇİLMEZ DİRENİŞİNİ MÜHÜRLEDİ."