"Bazı hayatlar kısa sürer, ama ardında çağlar boyu sürecek bir destan bırakır. Mustafa Türköne, 21 yıllık ömrünü milletinin sancağına adayan o yiğitlerdendi."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN İLK NEFESİ
Ankara’nın toprağından, Çubuk ilçesinin Kuruçay Köyü’nden yükselen bir fidanın hikayesiydi bu. Mustafa Türköne... Henüz hayatının baharında, 21 yaşının zirvesinde duruyordu. Kalbine ektiği ülkü ateşi, gençliğinin tüm enerjisini aydınlatıyordu. O, sadece bir köylü çocuğu değil, geleceğe umut taşıyan bir neferdi.
ESNAFIN MÜHRÜ VE DİRENİŞ RUHU
O, ekmeğini el emeğiyle kazanan bir esnaftı; bir zanaatkâr, bir tabelacıydı. Ankara’nın Siteler-Yıldıztepe mahallesinde, alın teriyle rızkını kazanırken, aynı zamanda milletinin davasını da yüreğinde taşıyordu. Gündüzleri sanatıyla hayatı güzelleştirir, geceleri ise ülkülerinin nöbetini tutardı.
Ancak onun yolu, sadece mesleğinin sakinliğiyle sınırlı değildi. İdealleri uğruna bedel ödemekten çekinmedi. Daha önce de inancının sınavından geçmiş, cezaevinin soğuk duvarlarını ülküdaşları için bir mektep eylemişti. O, zindanlardan boyun eğmeden dönen, ruhu çelikleşmiş bir dava adamıydı. Geriye kalan kısa ömrünü, bıraktığı yerden devam eden kutlu mücadeleye adamıştı.
KADERİN BEKLEDİĞİ KARANLIK GECE
Takvimler 23 Haziran 1979 tarihini gösterirken, Ankara’nın üzerinde gergin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Saatler 22.45’i vurduğunda, Mustafa Türköne, Uluğbey mahallesindeki akrabasının yanından ayrılmış, evine dönmek üzere yola çıkmıştı. Bu, sıradan bir gece yürüyüşü değil, adeta kaderine doğru atılan son adımlardı.
Ancak vatan hainliğinin karanlık gölgesi peşini bırakmadı. Gecenin içinden sinsi, kalleş ve Moskof bozması devrimci solcu-komünist militanlar, bir gölge gibi kahramanın izini sürüyordu. Onlar, zanaatkârın elindeki alın terinden değil, kalbindeki hürriyet ateşinden korkuyorlardı.
YÜREĞİNE İNEN TEK KURŞUN VE EBEDİYET
Gecenin en sessiz anında, pusu kuruldu. O eli kanlı hainler, kahramanlık duruşunun simgesi olan genç bedene arkadan yaklaştılar. Ne bir çatışma, ne bir meydan okuma imkanı tanındı. Soğuk bir cinayet, kalleşçe bir infazdı bu.
Mustafa Türköne’nin hedef alınan yeri, tesadüfi değildi: Yüreği. Ülküsünü, milletini ve davasını sarsılmaz bir inançla taşıdığı kalbi, tek bir kurşunla hedef alındı. O tek kurşun, 21 yıllık bir ömrü durdurdu; ama aynı zamanda onu ebediyetin saflarına taşıdı. Mustafa Türköne, Ankara’nın o karanlık gecesinde, ülkücülük davasının şerefli bir şehidi olarak tarihe adını kazıdı.
"Mustafa Türköne’nin kısa ömrü, davası uğruna verilebilecek en büyük ders oldu: Vatan sevgisi kalpten vurulsa dahi, ruhu asla yere düşmez ve destanı asla susmaz."