"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna ölünecek bir inancı aydınlatmak için vardır."
I. GÖNÜL İKLİMİNİN YILDIZI
O, bir nefer, bir eğitimci ve davasına adanmış bir ülkü eriydi: Mustafa Güneş.
Adı, Türk Milliyetçiliği davasının en kutsal beratı olan "Şehit" unvanıyla sonsuzluğa yazıldı. Kırk yıllık ömrünün her anını, genç zihinlere irfan ve iman aşılama gayesiyle geçirmiş, Ankara’nın kalbinde, Anafartalar Lisesinde Din dersi öğretmeni olarak görev yapmıştı. O, sadece bir öğretmen değil, karanlık çağın ortasında yanan bir meşaleydi.
II. YUVA VE MÜCADELE CEPHESİ
Ankara Akdere-Mutlu Mahallesinde, sarsılmaz bir yuva kurmuştu. Evliydi ve ardında, geleceğin teminatı olan yedi evlat fidanı bırakmıştı. Onun mücadelesi soyut değildi; Tuzluçayır sokaklarından Anafartalar sıralarına kadar uzanan her adım, yedi çocuğunun ve bir milletin geleceği için atılıyordu. O, aynı zamanda ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Derneği) çatısı altında, ilim ve ülkü yolunda kararlı bir duruş sergileyenlerin öncüsüydü.
III. SON VAZİFE VE KARARLILIK ANI
Takvimler 22 Haziran 1979 Cuma gününü gösteriyordu. Ankara’nın göğü, ne yazık ki bir fedakârlığa daha tanıklık edecekti.
40 yaşındaki Mustafa Güneş, günün görevini tamamlamış, kutsal yorgunluğuyla evine, ailesine doğru ilerliyordu. Arabasıyla Tuzluçayır’a vardığında, milletin geleceğine pusu kuran hain eller, yolları kesti. Devrimci solcu-komünist militanlar, fikirlerin karşısına kurşunları dikmeye karar vermişlerdi.
Mustafa Güneş’in hayatının son anı, bilinmezlik perdesi ardında dursa da, o anın kahramanlığı kesindir. O, tehlikeyi gördüğünde bile davasından dönmeyen, geri adım atmayan bir erdemin simgesiydi. Onun duruşu, kuru bir biyografi değil; bir inanç abidesinin, yobazlığın karanlık kurşunlarına karşı dik duruşu oldu.
IV. ŞEHADETİN MÜHRÜ
Alçak katiller, silahlarını ateşledi. Fikirle yenemeyecekleri bir davanın neferini, karanlık bir tuzakta pusuya düşürdüler.
Ankara toprakları, 22 Haziran 1979 günü, o çınarın kanıyla sulandı. Ülküdaşımız Mustafa Güneş, vücuduna isabet eden kurşun yaralarıyla vatanın yüreğine sızan acının en keskin ifadesi olarak şehit oldu. O gün, sadece bir can yitirilmedi; yedi çocuğun babası, bir okulun öğretmeni ve bir davanın 40 yıllık sarsılmaz bekçisi, inancının bedelini ödedi.
Mustafa Güneş’in son nefesi, gençliğin uyanışı için atılmış bir destanın son hecesi, 1979’un karanlığına düşen en parlak ışık oldu. O, bedenini siper ederek, yedi çocuğuna ve bütün bir millete, mücadelenin asla bitmeyecek bir emanet olduğunu miras bıraktı.
"Mustafa Güneş, kalemiyle çizdiği yolda, canıyla mühürlediği bir destandır; 40 yıllık ömrü, bir neslin şafağı oldu."