"Kimi hayatlar, doğdukları coğrafyanın kaderini omuzlamak için yaratılır. Onlar, en karanlık günde dahi inandıkları yoldan dönmeyen, adanmışlığın destanıdır."
MİLLİ RUHUN ÇEMİŞGEZEK NEFERİ
10 Eylül 1949. Tunceli'nin kadim toprakları, Çemişgezek’te, bir direniş tohumu gibi filizlendi Yaşar Uytun. Doğduğu yer, ona sadece bir coğrafya değil, hizmet etmesi gereken çetin bir dava sunmuştu. Ülkücü Şehit unvanını alacak olan bu büyük kahraman, ilk nefesinden son nefesine kadar Tunceli’nin zorlu koşullarında milli ruhun yılmaz bekçisi oldu. O, sadece bir yurttaş değil, mensubu olduğu milletin davasına canını adamış, dürüstlüğü ve cesaretiyle parlayan bir Türk Milliyetçisiydi.
ADANMIŞLIĞIN IŞIKLI YOLCULUĞU
Çemişgezek’te tamamladığı ilk ve ortaokul yıllarından sonra, İstanbul Küçükçekmece Lisesi’nde geleceğe dair ufkunu genişletti. 1972 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğunda, elinde sadece bir diploma değil, aydınlatma sorumluluğu taşıyan bir meşale vardı. Fizik, Kimya ve Biyoloji öğretmeni olarak, genç zihinleri sadece bilimle değil, aynı zamanda manevi değerlerle de beslemeyi misyon edindi. Tokat-Turhal Lisesi’ndeki kısa bir görev süresinin ardından, 1973 yılında, kalbinin çektiği yere, doğduğu topraklara, Çemişgezek Lisesi’ne geri döndü.
DİRENİŞ VE SÜRGÜN: BİR ÖĞRETMENİN MÜCADELESİ
Çemişgezek Lisesi’nde geçirdiği beş yıl, kuru bir meslek icrası değil, destansı bir adanmışlık dönemiydi. Yaşar Uytun, sadece ders vermekle kalmadı; Çemişgezek gençliğini ve halkını organize ederek, onları milli ve manevi bir çizgiye taşıdı. O, bu topraklara unutturulmaya çalışılan değerlerin müdafiiydi. Bu sarsılmaz duruşu ve aydınlık çalışmaları, ne yazık ki karanlık odaklar tarafından tehdit olarak algılandı. Halkın yüreğine ektiği milli tohumlardan rahatsız olan C.H.P’liler, 1978 yılında onu Pertek Lisesi’ne sürgün ettirerek, hizmetini cezalandırmaya kalktılar. Ancak sürgün, onun davasına olan bağlılığını zayıflatmadı; aksine çelikleştirdi.
SON DURUŞ: ATEŞ ÇEMBERİNDE KARAR
Pertek’teki zorunlu ayrılıktan sonra, ruhunun dinlendiği Çemişgezek’e, bir raporun gölgesinde dönmüştü. O biliyordu ki, davasından dönmeyenler için yuva, aynı zamanda bir tehlike çemberidir. Olay Günü’nün nasıl başladığı, son sözlerinin ne olduğu tarihin karanlık perdesinde gizli kalsa da, bu kahramanın kararlılığı gözler önündedir.
02 Nisan 1979 Pazartesi. Çemişgezek'in sessiz sokaklarında, Yaşar Uytun, hainliğin ve komünist militanların kurduğu pusuyla karşılaştı. O anların dehşeti bilinmezken, sonuç, fedakârlığın kanlı mührü oldu: Ülküdaşımız, soğuk namluların karşısında eğilmemiş, vücuduna sıkılan ondört kurşun ile şehadet mertebesine yükselmiştir.
Bu alçakça saldırıyı üstlenen TKP/ML TİKKO terör örgütünün bildirisi, şehidin davasının ne kadar büyük ve doğru olduğunun tesciliydi. Yaşar Uytun, adını yaşatacağı Çemişgezek’in toprağına, ebediyete uzanan son uykusuna yatırıldı. O, bir raporlu öğretmen değil, milletin geleceği için kurşunlara siper olmuş bir destanın kahramanıydı.
"Bazılarının hayat hikayesi biter; Yaşar Uytun gibi kahramanların şehadeti ise, yeni nesiller için sönmeyen bir adanmışlık feneri yakar. O, toprağa düştü ama ruhu, Tunceli semalarında ebediyen dalgalanacaktır."