"Yüreği vatan sevdasıyla yananlar, karanlığın en keskin anında bile duruşlarından ödün vermezler. Onların her nefesi, uğruna can verilecek bir yemindir."
TRABZON’DAN YÜKSELEN NİDA
Adı, bir davanın onuru, soyadı ise vatan aşkının nişanesiydi: HALİT ÖZKAN. O, yalnızca bir esnaf değildi; o, milletinin geleceği için bedenini siper eden bir ülkücüydü. Trabzon’un yiğit coğrafyasında, Yomra ilçesinin Kaşüstü Mahallesi’nde doğan bu kahraman, Anadolu’nun sarsılmaz karakterini metropollerin ortasına taşımıştı. 47 yıllık ömrünü, bir eş ve çocuklarına baba olmanın kutsal sorumluluğuyla, milletine hizmet etmenin çelikten iradesini birleştirerek yaşadı.
ADANMIŞ RUH VE SON GÖREV
Halit Özkan, hayatını ailesinin rızkını kazandığı dükkânı ile ideallerinin yüksek sesi arasında bölüştürmüştü. Mesleği esnaflıktı, lakin asıl görevi, Türk Milliyetçiliği davasına omuz vermenin ağır yüküydü. MHP’nin Kartal İlçe Teşkilatı’nda başlayan hizmet ateşi, onu kısa sürede İstanbul İl Teşkilatının en ön saflarına, o çetin mücadele alanına taşımıştı. O, sadece ticaretin değil, aynı zamanda ülkücü hareketin de Yakacık’taki kararlı temsilcisiydi. Her gün açtığı dükkânın kapısı, aslında zulme ve ihanete karşı açılmış bir direniş kapısıydı.
YAKACIK’TA BİR AKŞAM VAKTİ
Takvimler 21 Haziran 1979’u gösteriyordu. Halit Özkan için sıradan bir iş gününün sonu gelmişti. İstanbul Yakacık’taki dükkânının kepengini indirirken, ruhunda ne bir korku ne de bir tereddüt vardı. Lakin o akşam, memleketi için ödediği bedelin tarihi yazılacaktı. O sıradan dükkân eşiği, bir kahramanlık meydanına dönüşmek üzereydi.
EMANET ADIYLA GİZLENEN İHANET
Tam kapanış telaşı içindeyken, karanlık bir gölge yaklaştı. Komünist bir militan, insanlığın en kutsal kavramlarından biri olan "emanet" getirme yalanına sığınarak, kahramanımızın yanına sinsice sokuldu. Katilin kirli oyunu basitti: Dürüstlüğünü kullanmak. Emaneti ancak kimlik gösterilirse teslim edebileceğini söyleyerek, Halit Özkan’ın nüfus cüzdanını talep etti.
O an, Halit Özkan, hiçbir şüphe duymadan, dürüstlüğüne ve devlete olan inancına sadakatinin son bir yansıması olarak, milletin defterindeki kaydını gösterdi. Bu hareket, sıradan bir kimlik gösterme eylemi değil, bir davanın açık beyanıydı.
ŞEHADETİ: BİR KURŞUNLA YAZILAN DESTAN
Ancak amaç emanet almak değil, bir sesi, bir duruşu susturmaktı. Halit Özkan’ın kimliğini gösterdiği o kısacık güven anında, alçak katil silahını çekti ve ateşledi. 47 yıllık onurlu bir hayat, hainliğin en kalleş biçimiyle son buldu. Halit Özkan, bir emanet kisvesi altında pusuya düşürülerek şehit düştü. O, bir kurşun kurbanı değil; uğruna yaşadığı idealleri için en yüce bedeli ödeyen, şehadet mertebesine yükselen bir sancaktardı.
Ruhu İstanbul’un semalarında yankılanırken, bedeni, doğduğu topraklara, Trabzon’un Yomra ilçesindeki Kaşüstü Mahallesi’ne taşınarak, sonsuzluğa uğurlandı.
"Kimliğini gösterdiği o an, sadece bir belgeyi değil, bir milletin sarsılmaz davasını ilan etti. Halit Özkan, ismi ve ruhuyla, 21 Haziran 1979’dan beri şehadet defterinde mühürlenmiştir."