"Kimi hayatlar, bir coğrafyanın kaderine mühürlenir; bilinen tek meslekleri, adanmışlık olur."
ADI VE DOĞDUĞU TOPRAKLARIN YEMİNİ
O, Ordu’nun fidanıydı. Karadeniz’in coşkusunu, toprağın sadakatini ruhunda taşıyan bir evlattı. Adı ŞENER ASILTAŞ idi. Bu isim, sadece bir kimliği değil, sarsılmaz bir inancın, büyük bir davanın bayraktarlığını temsil ediyordu. O, Türk Milliyetçiliği ülküsüne adanmış, ülkesinin geleceği için yürümeye yemin etmiş bir ÜLKÜCÜ idi. Ordu'da doğdu, bu kadim toprağın ruhu onun ilk öğretmeni oldu.
BİLİNMEYEN MESLEK, EBEDİ ADANMIŞLIK
Fani dünya kayıtlarında, mesleği bir boşluk olarak kalmış olabilir. Resmi belgeler, hayatını hangi unvanla kazandığını yazmadı. Zira onun gerçek mesleği, bir diplomayla edinilecek bir görev değildi. Şener Asıltaş’ın hayatının yegâne mesleği, davasıydı; ülkücülük, vatan aşkı ve milletin bekası için korkusuzca duruş sergilemekti. O, sadece bir meslek erbabı değil, davasının er’iydi. Hayatını bilinen bir etikete değil, yüreğinin ateşine teslim etti.
HAZİRAN'IN KARANLIK ETEĞİNDE
Takvimler 21 HAZİRAN 1980’i gösteriyordu. Yazın en uzun günlerinin başladığı o parlak zamanda, Ordu şehrinin üzerine karanlık bir gölge düşecekti. Bu tarih, sadece bir gün değil, bir yiğidin ebediyete yükselişinin mühürü oldu. Şener Asıltaş, doğduğu toprakların ihanetle kuşatıldığı o zorlu dönemde, davasının bayrağını Ordu’da tek başına taşımaya devam etti. O, biliyordu; hakikatin peşinden gidenlerin yolu, her zaman dikenlidir.
SON ADIM VE YAZILMAYAN DESTAN
Olay Günü’nün detayları, Şehit Şener Asıltaş’ın hangi tehlikeye yürüdüğü, hangi hain pusuya düştüğü meçhul kaldı. Kayıtlar, o karanlık anları yazmadı. İşte tam da bu bilinmezlik, onun fedakarlığının en büyük nişanesidir. O, neyin beklediğini bilmeden, geri dönmek yerine kararlılıkla ileriye doğru son adımı atan kahramandır.
O gün, davasına olan bağlılığı, hayatından daha ağır bastı. Düşman, onun cesedini yere düşürse de, onun ruhundaki imanı asla yıkamadı. Bilinmeyenler, Şener Asıltaş'ın o an verdiği destansı kararın büyüklüğünü kanıtlar: Ölümün üzerine, yalnızca inançla yürünür.
ŞEHADETİN SONSUZ MÜHÜRÜ
Şener Asıltaş, tıpkı doğduğu topraklarda, Ordu’da, ülkü uğruna canını feda etti. 21 HAZİRAN 1980’de şehadete yürüyerek, adını tarihin ve milletin vicdanına altın harflerle yazdırdı. O, yalnızca hayatını değil, ismini de davasına emanet etti. Artık bir şehitti. Yirmi yaşının baharında, yürüdüğü yolun hakkını son nefesine kadar veren, vatanın bekası için tereddüt etmeden ölüme kafa tutan bir kahraman.
"Kahramanlar, hayatlarının son satırını kalemi düşman eline vererek değil, yüreğiyle mühürleyerek yazarlar; bu mühür, asla silinmez."