"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir inancın kalesi olur. Kurban edilse bile, ruhu vatanın göğüne kazınır."
FATSA'NIN YÜREĞİNDEN DOĞAN DİRENİŞ
Ordu’nun derinliklerinde, Fatsa ilçesinin Elma Köyü’nde açtı gözlerini bu toprakların asil evladı Şükrü Gündüz. O, doğduğu toprakların ruhunu taşıyan, köklerine bağlı, sarsılmaz bir ülkücüydü. Hayatını Fatsa’nın Çatalpınar Beldesi, Temurlu Mahallesi’nde kurdu. O, büyük makamların değil, küçük ve onurlu bir hayatın kahramanıydı. Mesleği, esnaflık; rütbesi ise o zorlu yılların en çetin davasının adsız neferi olmaktı.
DÜKKÂNINDA SAKLI DAVA
Şükrü Gündüz, geçimini bakkallık yaparak sağlıyordu. Onun dükkânı, sadece erzak satılan bir mekân değil, aynı zamanda milli duruşun ve sarsılmaz inancın korunduğu bir kale, bir karargâhtı. Türkiye’nin en karanlık, en kutuplaşmış dönemlerinden biri olan 1980 yılında, o, bir esnafın mütevazı direnişinin simgesi haline gelmişti. Bilirdi ki, kurşunlar sadece dağlarda sıkılmazdı; bazen en büyük tehlike, dükkânın kapısının önünde, evinin eşiğinde belirirdi. Ancak o, Türk milliyetçiliğinden zerre taviz vermeden, onuruyla yaşamayı seçmişti.
O KARANLIK GECENİN İHANETİ
Takvimler 21 Haziran 1980’i gösterdiğinde, gece çöküyordu ama asıl karanlık, akşam saat 21.00 sıralarında, evinin üzerine çöktü. Şükrü Gündüz, ne bir savaşçı ne de bir askerdi; o, evinin reisi, ailesinin direğiydi. Ama idealleri, onu en tehlikeli hedef haline getirmişti.
O karanlık saatte, korkaklığın en şiddetli eylemi gerçekleşti: Bir grup Dev-Yol militanı, kahramanın kutsal sayılan evini bastı. Onu, canından çok sevdiği, kendisinden sonraki kuşaklara emaneti olan oğlu ile birlikte zorla evlerinden alıp götürdüler. Bu, bir rehin alma değil, bilerek ölüme doğru atılan son adımlara tanıklık etme anıydı. Şükrü Gündüz, evlat acısını bile göğüsleyerek, son fedakârlığını yapmak üzere o hainlerin peşine düşmek zorunda kaldı.
FEDAKÂRLIĞIN YAZILDIĞI BAHÇE
Yürüyüş, çevrede bulunan ıssız bir fındık bahçesine doğruydu. İşte o bahçe, bir esnafın canını vatanına adadığı mukaddes bir makam olacaktı.
Şehadete giden o son anlarda neler yaşandı? Kahraman, can pazarında hangi sözleri söyledi? Hangi tehditlere göğsünü siper etti? Metin sessiz kalıyor. Ancak düşmanın duyduğu kinin ve Şükrü Gündüz’ün sarsılmaz duruşundan duydukları korkunun büyüklüğü, kanlı bir imzayla tarihe geçti.
Bir bakkalın, bir babanın ve bir davanın erinin fedakârlığına karşılık, tam 25 kurşun sıkıldı vücuduna. Bu yirmi beş kurşun, Şükrü Gündüz’ün bedenini susturdu ama ruhunu ebediyete yükseltti. O, teslim olmaktansa, 21 Haziran 1980 gecesi Ordu’nun fındık bahçesini şehadet kanıyla sulayarak, milliyetçi bir destanın adsız kahramanı olarak tarihe adını yazdırdı.
"İsimler silinir, makamlar unutulur; ama 21 Haziran 1980, bir esnafın 25 kurşunla ödediği vatan borcunun ebedi imzası olarak kalır."