"Bazı ruhlar, sıradan bir ömrün gölgesini değil, inandıkları davanın sarsılmaz nurunu taşır."
KİMLİĞİ VE BİR İDEALİN ATEŞİ
O, sadece bir isim değildi; Ordu toprağının zorlu koşullarında yeşermiş, adanmışlığın ve mücadelenin timsali bir ruhun yansımasıydı. Ramazan Gündüz. Ordu'nun bereketli toprakları olan Fatsa’da, hayatın en çetin sınavlarının verildiği bir dönemde dünyaya gözlerini açtı. O, Türk Milliyetçiliği davasını kalbine nakşetmiş, yüreğini bu uğurda siper etmeyi seçmiş bir Ülkücüydü. Doğumu Ordu-Fatsa olsa da, adıyla anılan her anı, 21 Haziran 1980'de ebediyete göçtüğü o karanlık güne bir hazırlıktı.
VATANIN KALESİ: TEMURLU
Ramazan Gündüz’ün hayat sahnesi, Fatsa’nın Çatalpınar Beldesi Temurlu Mahallesi’ydi. O, unvanlarla değil, duruşuyla tanınan bir adamdı. Ailesiyle oturduğu bu ev, sadece bir yuva değil, dönemin kasıp kavuran ideolojik fırtınalarına karşı kurduğu son kale, inancının son sığınağıydı. Kuru biyografiler onun hangi mesleği icra ettiğini yazmayabilir, zira o günlerde Ramazan Gündüz’ün tek bir mesleği vardı: Davasına sadakat ve vatanına bekçilik. O, evinin eşiğinde, inandığı değerler uğruna direniyordu.
O KARANLIK HAZİRAN GECESİ
1980 yılının en uzun günlerinden biri geride kalmış, 21 Haziran gecenin derinliklerine doğru ilerlemekteydi. Ordu’nun üzerinde, yaklaşan büyük bir felaketin sessizliği hüküm sürüyordu. Saatler 21.00'i gösterdiğinde, Temurlu Mahallesi’ndeki o yuvanın kapısı, kalleşliğin en çirkin yüzüyle çalındı. Bir grup komünist militan, Ramazan Gündüz’ün sarsılmaz duruşunu sindirmek için geldi. Ancak onlar, bir kişiyi değil, bir sembolü susturmaya çalıştıklarını bilmiyorlardı.
BABASIYLA KADER YOLCULUĞU
O an, tarihin en acı vedası yaşandı. Ramazan Gündüz, sadece kendisinin değil, yanında duran babasının da kaderini omuzladı. Zorla ve zorbaca, ikisi birlikte evlerinden alınıp, meçhul bir sona doğru yürümeye zorlandılar. O, babasının gözlerine bakarken, inandığı değerden bir an bile taviz vermediğini gösteren o son bakışı attı. Bu yürüyüş, sıradan bir kaçırılma değil; kahramanın, şehadete doğru attığı bilinçli ve onurlu bir adımdı.
FINDIK BAHÇESİNDE YÜKSELEN SANCAK
Yürüyüşleri, çevrede bulunan bir fındık bahçesinde son buldu. Fındık bahçesi, o gün hasadın yapıldığı bir yer olmaktan çıkmış, bir namus ve cesaret meydanına dönüşmüştü. Ramazan Gündüz, zulmün ve karanlığın karşısında dimdik durdu. Orada, Türk Milliyetçiliği ülküsü uğruna, canını feda etmeye hazırdı.
Zalim militanların kurşunları, 21 Haziran 1980 tarihinde, saat 21.00’de, Ramazan Gündüz’ün bedenine isabet etti. O, bir kurşunla yere düşmedi; inandığı davanın sancağını en yükseğe taşıyarak ebediyete yükseldi. Babasıyla paylaştığı son anlar ve fındık bahçesine akıttığı kan, Ordu’nun hafızasına kazınan, silinmez bir kahramanlık destanı oldu.
"O fındık bahçesi, bir kahramanın düştüğü toprak değil; Türk Milliyetçiliği davasının ebediyete yükseldiği bir sancaktır."