"Bazı hayatlar sadece yaşadıkları yıllarla değil, taşıdıkları ideallerin ağırlığıyla ölçülür."
KİMLİĞİ VE YUVASI
O, toprak ananın kalbinden, Ordu’nun Aybastı ilçesine bağlı Sefalık Köyü’nden filizlenmişti. Adı Cemal Demirkan’dı; kaderi ise Türk Milliyetçiliği davasına adanmıştı. O sadece bir dava adamı değil, aynı zamanda o mübarek yuvanın direğiydi: Evliydi ve geride, kutsal emanet olarak bırakacağı çocukları vardı. Biliyordu ki, taşıdığı bayrak, ailesinin huzurundan, kendi canından daha değerliydi.
BİLİNMEYEN GÖREVİN AZAMETİ
Hayatı, kuru bir unvanın veya mesleki bir tanımın ötesinde bir anlam taşıyordu. Formel biyografiler, onun hangi işi yaptığını yazmayabilir; zira onun gerçek mesleği, ülkesinin namusunu korumaktı. Maddi kaygılardan azade, sadece inandığı değerler uğruna dimdik duran o ruh, fırtınanın en şiddetli estiği günlerde bile asla eğilmeyecekti. O, sessizliğin ortasındaki güçlü bir duruş, taviz vermeyen bir Ülkücü duruşuydu.
ORMANIN KARANLIK SIRRI VE SON MEYDAN OKUMA
Takvimler 21 Haziran 1980’i gösteriyordu. Memleketi Ordu’da, Aybastı’nın derin, ıssız ormanları, iki kahramanın son yurduna dönüşecekti. O gün, Devrimci Solcu Komünist militanlar, vatanın birliği ve bekası için mücadele eden iki yiğit genci, Yavuz Aydın’ı ve Türk Milliyetçisi Cemal Demirkıran’ı (Demirkan’ı) pusuya düşürdüler.
İki yiğit, hain bir tuzağın içine düşmüşlerdi. Ancak teslim olmaya niyetleri yoktu.
Ham metin, o ormanda yaşanan vahşetin detaylarını vermez; ancak omuzlarına çöken karanlığı net bir şekilde kaydeder: Militanlar, milli duruştan taviz vermeyen bu gençlere karşı insanlık dışı çeşitli işkenceler uyguladılar. Bu işkenceler, sadece bedene değil, ruha yapılırdı; amaç, inancı kırmaktı.
Fakat Ülkücü ruh, ne tehditle ne de acıyla bükülürdü. Bilinir ki, Cemal Demirkan ve yoldaşı Yavuz Aydın, onlara sunulan her türlü teslimiyet teklifini, her türlü yoldan dönme dayatmasını cesaretle reddettiler. Onların sesi kısılmış olabilir, ancak inançları ormanın yankısında bir dağ gibi yükseliyordu.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ: 21 HAZİRAN 1980
İşkenceler, boyun eğdirmeyince, karanlığın temsilcileri en alçak eylemlerine giriştiler. Ordu İli Aybastı İlçesi Sefalık Köyü Ormanında, gökyüzünün bile şahitlik etmek istemediği o anda, Cemal Demirkan’ın ve Yavuz Aydın’ın alınlarına kurşun sıkarak onları şehit ettiler.
21 Haziran 1980’de, bir kahramanlık hikayesi, bir kurşun sesiyle kesildi.
Cemal Demirkan, genç yaşına, ardında bıraktığı eşine ve çocuklarına rağmen, davasından zerre kadar dönmeyerek, inancını canıyla mühürledi. O, ülkücü bir şehit olarak, adını Ordu topraklarının ebedi hafızasına kazıdı. O, basit bir siyasi cinayetin kurbanı değil; ülkü uğruna bilerek, isteyerek ve geri adım atmayarak o "ateş çemberine yürüyen" büyük bir kahramandı.
"Bazıları tarihe sadece bir tarih atar; ancak Cemal Demirkan, 21 Haziran 1980'de davasına ölümsüz bir mühür vurdu. Şehadetinin yankısı, fedakarlığın ne demek olduğunu fısıldayan bir yemindir."