"Milletinin rüyasını omuzlayanlar için ömür, takvim yapraklarıyla değil, fedakârlığın yakıcılığıyla ölçülür."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN İLK TOHUMLARI
O, sadece bir isim değildi; ülkü uğruna tutuşturulan bir meşaleydi. Adı, SADETTİN DİRGEN. Muğla’nın toprağında, Fethiye’nin Günlükbaşı Nahiyesi’nde yeşeren bu yiğit fidan, kısa ömrüne destansı bir duruş sığdırdı. Onun hayat çizgisi, henüz bir öğrenciyken, lise sıralarından vatanın en ön cephesine uzandı. Kalbi, henüz 16 yaşındayken dahi, tüm coğrafyasının yükünü taşıyordu.
GENÇLİĞİN IŞIĞI VE KAHRAMANIN MİZAÇI
Sadettin Dirgen, idealizmin neşeli yüzüydü. 16 yaşında, hayatın tüm enerjisini, tüm umudunu içinde taşıyordu. O, karanlık günlerin ortasında dahi, etrafına ışık saçan, her daim neşeli ve şakacı mizacıyla tanınırdı. Onun varlığı, ülküdaşları için sadece bir yoldaşlık değil, aynı zamanda zor zamanlarda yüzleri güldüren bir moral kaynağıydı. Gençliği, adanmışlığın en saf haliydi; kalemiyle, sözüyle ve duruşuyla inandığı değerleri savunuyordu.
O KARANLIK GÜN: MUĞLA’DA KURULAN PUSU
Takvimler 21 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Muğla’nın sokakları, bir yiğidin son mücadelesine sahne oldu. Evine yakın bir noktada, pusunun gölgesi onu bekliyordu. Demirden bir ata binmiş, vicdanları kararmış iki komünist militan, devrimci solun nefretini taşıyarak yaklaşmıştı. Bunlar, açıkça çarpışmak yerine, sinsice saldırmayı seçenlerdi. Silahlar aniden patladı; hedef, ülkücü davasının gencecik temsilcisiydi.
SON NEFES VE DESTANSI VEDA
Vücudu, hain kurşunlarla ağır yara almıştı. Sadettin Dirgen, kanlar içinde yere yığıldığında dahi, ruhunun kararlılığından zerre kaybetmedi. Koşarak gelen arkadaşları, henüz hayat ışığının sönmediğini gördüler. Acı, dayanılmaz olmalıydı; ancak Sadettin’in dudaklarından bir feryat değil, bir kahkahaya karışmış son sözler döküldü.
O, son anında bile, davasının mizahını, kararlılığının gücünü gösterdi: “Gördün mü bugün yazı yazmaya çıkamayacağız.”
Bu, basit bir şaka değil; ölüme meydan okuyan, tehdide rağmen kalemin ve mücadelenin asla durmayacağını ilan eden destansı bir vedaydı. O, vurulmuştu, ama ruhu yenilmemişti. Son nefesi, mücadelenin devam edeceğine dair bir emir gibiydi.
O an, Muğla’nın o noktasında, 16 yaşındaki Sadettin Dirgen, davasının ölümsüz şehidi olarak tarihe adını yazdırdı. Hayat dolu yüreği durduğunda, geride bıraktığı manevi miras, çelikten bir irade ve daima tebessümle anılacak bir adanmışlık yemini oldu.
"Makamların en yücesine, ardında daima tebessümle hatırlanacak, çelikten bir duruş ve vazgeçilmez bir ülkü bırakarak yürüdü."