"Bazı hayatlar, karanlığın en kalın perdesini yırtmak için bir meşale gibi yanar. O, sadece bir işçi değil, inancının son neferiydi."
KARAMAN'IN ÇELİK YÜREĞİ
O, sıradanlığın perdesi ardında, çağının en büyük idealini taşıyan bir yiğitti. Doğduğu yer olan Karaman’ın toprağına kök salmış, emeğiyle geçinen mütevazı bir işçiydi. Ancak asıl mesleği, bir özel kuruluşun duvarları arasında değil, yüreğinde taşıdığı kutlu davanın sancağını yükseltmekti. Evliydi ve iki evladı vardı; bu dünyadaki en büyük mirası, uğruna savaştığı bu vatan toprağının geleceğiydi.
EMEĞİN VE İRADENİN DİRENİŞ KALESİ
O, sadece bir meslek erbabı değil, millî bilincin ateşini işçi sınıfına taşıyan bir önderdi. MİSK’in (Milliyetçi İşçi Sendikası) safında, emeğin hakkını ve millî duruşu savunarak, en ön safta yer aldı. Mücadelesini bir adım öteye taşıyarak; ÜOD, ÜGD ve Ülkücü İşçiler Derneği gibi geleceğin ocaklarının kurulmasında, imanıyla örülmüş bir temel taşı oldu. O, çalışma hayatının zorlukları içinde bile, karanlık ideolojilerin bölücü rüzgârlarına karşı ülkücü hareketin sağlam kalesini inşa edenlerdendi.
İMTİHANIN GÖLGESİ: 20 HAZİRAN 1980
Takvimler 20 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Karaman’da sıradan bir gün, bir kahramanın imtihan gününe dönüştü. Dolmuş durağında bir arkadaşını beklerken, davasının düşmanları, omuzladığı sancağın ağırlığını test etmek istedi. Sözlü sataşmalar ve tehditler, iki devrimci solcu-komünist tarafından bir gölge gibi üzerine düştü. O an, geri adım atmayı reddeden, davasından taviz vermeyen duruşuyla, kaderini mühürledi. Boyun eğmeyen bu soylu tavır, saldırganların kinini biledi.
SON ADIM VE EBEDİ YEMİN
Tehdidin gölgesi sekiz saat boyunca Karaman semalarında asılı kaldı. Fabrikadaki mesaisi bittiğinde, tehlikenin kendisini beklediğini biliyordu. Belki geri dönmek, belki saklanmak mümkündü; ama bir ülkücünün hayat felsefesinde korkaklığa yer yoktu. Karanlık, pususunu alçakça kurmuştu; ancak o, bilerek ve kararlılıkla, görevinin sona erdiği kapıdan dışarı çıktı.
Fabrikadan çıktığı an, vatan ve inanç yolunda atılan son adımdı. Alçakça kurulmuş pusuda, hain eller silahlarını ateşledi. O, sadece bir kurşuna hedef olmadı; o, inandığı değerler uğruna düşman kurşunlarını göğsünde karşıladı. O kahramanca düşüş anında, yanında bulunan dört ülküdaşı da yaralandı, ancak o, davasının ölümsüzleştiği o kara günde, şehadet mertebesine yükseldi.
Vücudundan akan her damla kan, 20 Haziran 1980 tarihinde Karaman’da, millî iradenin sarsılmaz bir yeminle sonsuza dek yaşayacağının mührü oldu. O, sadece bir işçi olarak yaşadı, ancak bir kahraman olarak sonsuzluğa yürüdü.
"20 Haziran 1980’de Karaman toprağına düşen her damla kan, bir davaya sonsuz bağlılığın en büyük yemini oldu. O artık sadece bir isim değil, dönülmez bir yolun pusulasıdır."