"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir inancın son kalesi olmak için adanır."
TOKAT’TAN İSTANBUL’A YÜREĞİNDEKİ MİLLET SEVDASI
Bu destan, makam ve rütbeden değil, yüreğindeki iman ve millet sevgisinden doğmuş bir kahramanın hikayesidir. O, Şakir Çetinbaş’tı; Tokat topraklarında yeşermiş, Milliyetçi Ülkücü davasına gönül vermiş bir yiğit. O, özel bir kuruluşta alın teriyle ekmeğini kazanan, evinin direği olan sade bir İşçiydi. Ama onun sadeliği, inancının derinliğiyle tartılırdı.
MAVİ YAKALININ HAK MÜCADELESİ
Şakir Çetinbaş, sadece beden gücüyle değil, fikriyatıyla da çalışanların onurunu taşıyordu. O, Ülkücü İşçiler Derneği’nin (ÜİD) şerefli bir ferdiydi ve Milliyetçi İşçi Sendikası (MİSK) çatısı altında mücadelesini yürütüyordu. Mesai saatleri bittiğinde cübbesini çıkarıp kenara koymazdı; zira o, MİSK’in bizzat fabrikadaki temsilcisiydi. O, sadece hak arayan değil, idealist bir duruşu, çelikten bir iradeyle temsil eden bir bayraktardı. İşçinin masumiyetini, vatanın bekasıyla birleştiren bir dava adamıydı.
20 HAZİRAN 1980: VEDA VE SON ADIM
Tarih 20 Haziran 1980’i gösteriyordu. İstanbul’un o sıkıntılı ve puslu günlerinden biriydi. Şakir Çetinbaş, her günkü gibi mesaisini bitirmişti. Fabrikanın kapısından son kez çıktı. Dostlarıyla, ülküdaşlarıyla vedalaştı. O an, bu vedanın ebediyete uzanan bir ayrılık olduğunu ne o biliyordu ne de arkadaşları. Eşine ve evine doğru kararlı adımlarla yürüyordu ki, karanlık pusu onu bekliyordu.
ONUR MÜCADELESİ VE ATEŞ ÇEMBERİ
O karanlık sokakta, altı hain gölge önünü kesti. Bunlar, devrimci solcu-komünist militanlardı. Bir erkeğe karşı altı pusu kurucusu. Bu, bir çatışma değil, inanca ve temsil ettiği değere karşı kurulmuş alçakça bir suikast girişimiydi. Kahpece bir saldırıydı bu; önce soğuk, çirkin demir çubuklarla saldırdılar. Şakir Çetinbaş, tek başına altı düşmanın karşısında, davasının ve onurunun son kalesi olarak dik durdu. Vücudu darbelerle parçalanırken dahi geri adım atmadı. Ancak kin ve nefret, fiziki güce üstün geliyordu. Demir çubukların ardından, vicdansızca kurşunladılar onu.
KAHRAMANIN EBEDİYETE YÜRÜYÜŞÜ
Ağır yaralıydı. Kanı, uğruna yaşadığı vatanın toprağına akıyordu. Ülküdaşları onu hızla hastaneye kaldırdılar. Hayat mücadelesi çetin geçti; ancak aldığı yaralar çok ağırdı. O yiğit yürek, o imanlı ruh, bedeni daha fazla dayanamadı. Şakir Çetinbaş, inancından zerre taviz vermeden, 20 Haziran 1980 günü İstanbul’da şehit düştü. O sadece bir işçi olarak yaşadı, ancak bir kahraman olarak ebediyete yürüdü; mavi yakalıların mücadelesine ve Türk Milliyetçiliği davasına kanıyla mühür vurdu.
"O, sadece bir işçi değildi; o gün, inancın bedelini ödeyen bir destanın mührü oldu."