"Bir vatan sevdası, bazen bir çocuğun omuzlarına yüklenir; omuzlar çelikten, yürekler ise ateşten olur."
BİR DİYARBAKIR DESTANI: KAHRAMAN FİDAN
KİMLİK VE ADANMIŞLIK
Diyarbakır'ın kadim topraklarında bir yiğit doğdu: Ahmet Efe. Henüz 13 bahar yaşamış, yüreği ülkü ateşiyle tutuşmuş bir öğrenciydi o. Genç yaşı, omuzlarına yüklenen büyük davanın ağırlığını asla hissettirmedi; zira o, kuru bir biyografi maddesi değil, milletinin geleceğine adanmış, henüz fidan çağında bir kahramandı. Onun kaderi, 1979 yılının karanlık günlerinde Diyarbakır'ın sokaklarında yazılacaktı.
KARARLILIK ÇEMBERİ
Yıl 1979... Diyarbakır'ın Bağlar semtinde, bir elektrikçi dükkânı, sadece ticaret yapılan bir yer değil, aynı zamanda milli şuurun ve imanın sarsılmaz bir karargâhıydı. Genç ülküdaşlar, vatanın istikbali üzerine sohbet ederken, duvarlar arasında kurulan bu sıcak çember, komünist militanların kin ve nefretinin hedefi haline geldi. Ahmet Efe, abileri Taşmedreseli Mehmet Efe ve Taşmedreseli Mahmut Efe ile birlikte, bu iman yuvasında, gelecek karanlık baskının gölgesinde dahi dimdik duruyordu.
KANLI BASKIN VE DİRENİŞ RUHU
06 Haziran 1979 günü, alçaklığın perdesi aralandı. Dükkâna baskın düzenleyen komünist militanlar, soğuk ideolojilerini sıcak mermilerle yaymaya kalkıştı. Bir anda dükkân, adanmış ruhların kanıyla sulanan bir mücadele meydanına dönüştü. O an, 23 yaşındaki ülküdaşları Salih Özen, bir çınar gibi anında yıkıldı, son nefesini o kutsal davaya feda etti.
13 yaşındaki Ahmet Efe de kurşunların hedefindeydi. Gencecik bedeni ağır yaralar almıştı. Ancak o an, sadece can kaybetmenin değil, aynı zamanda müthiş bir fedakârlığın da yaşandığı bir andı. Yanlarında, şehidimiz Ömer Atılgan’ın oğlu Yahya Kemal Atılgan da sırtından ve bacağından ağır yara almıştı. Ciğerleri parçalanmış olmasına rağmen, bu çelik iradeli ülküdaş, acısını umursamadan, saldırganların peşinden, insanüstü bir gayretle koştu. Ta ki gücü tükenip yola düşüp bayılana dek... Onun bu duruşu, 13 yaşındaki Ahmet Efe'ye ve diğer yaralılara, ruhlarının yenilmezliğini miras bıraktı.
ON ÜÇ GÜNLÜK SON NEFES
Ahmet Efe, ağır yaralı halde hastaneye kaldırıldı. Başlayan bu 13 günlük süreç, sadece tıbbi bir mücadele değil, bir milletin geleceği için verilen onurlu bir direnişti. Genç bedeni, aldığı yaralara karşı kahramanca direndi; her nefesi, zulme karşı bir isyan çığlığıydı. Ancak takvimler 19 Haziran 1979’u gösterdiğinde, 13 yaşındaki bu yiğit, son nefesini şehadet mertebesine taşıdı. O, Diyarbakır’ın soğuk hastane odasında değil, ülkücü hareketin kalbinde ebediyete kavuştu.
Aynı karanlıkta yaralanan Yahya Kemal Atılgan ise, bir destanla hayata tutundu. Öldü sanılarak morga atılan bu kararlı ülküdaş, hastaneye koşan annesi ve yengesinin azmi sayesinde yeniden nefes aldı ve hayata döndü. Şehidimizin abileri Mehmet ve Mahmut Efe’nin hafif yaralı olmaları dahi, tüm ailenin o gün, o elektrikçi dükkânında, vatana siper olduğunu gösteriyordu.
YÜREKTE YAŞAYAN EFSANELER
Ahmet Efe’nin cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği Diyarbakır’ın toprağına emanet edildi. Onun 13 yaşında yaptığı fedakârlık, tarihe kuru bir olay değil, zalime karşı duran fidan bir kahramanın yürek burkan, destansı hikâyesi olarak yazıldı. O ve onunla birlikte o ateşe yürüyenler, sadece bir dönemin şehitleri değil, gelecek nesillerin omuzlarına yüklenen şerefli bir emanetin sarsılmaz bekçileriydi.
"Diyarbakır'ın toprağına düşen her damla kan, bir destanın başlangıcıdır; yenilmez bir ruhun mührü."