"On dokuz yıl süren bir ömür, bazen bir asırlık duruşa sığar. İhsan Karadağ’ın hikâyesi, işte bu sığmayanı sığdıran bir yeminin adıdır."
ADANA’NIN YÜREĞİ, FIRTINANIN OĞLU
Adana’nın bereketli topraklarında filizlenmişti ruhu, henüz bir fidan iken göğsüne en büyük sevdaları yerleştirmişti: Vatan ve millet. TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT İHSAN KARADAĞ, daha hayatının baharında, henüz on dokuz yaşında bir üniversite öğrencisiyken, çağın en çetin sınavıyla karşı karşıya kalacaktı. Gençliğin coşkusunu taşıyan omuzlarında, geleceğe dair sarsılmaz bir inancın yükü vardı.
FIRTINALI KARADENİZDE BİR DİRENİŞ NOKTASI
İhsan, Karadeniz’in hırçın sularının kıyısındaki Trabzon Karadeniz Üniversitesinde okuyordu. 1979 yılının o karanlık günlerinde üniversite sıraları sadece derslerin değil, aynı zamanda ideolojilerin de çatışma alanıydı. O, inandığı değerlerden milim sapmadı. Bu adanmışlık, 18 Ocak 1979 tarihinde, okulda çıkan olayların ardından, ödülünü değil bedelini ödemesine yol açtı. İhsan Karadağ, duruşunun cezası olarak Trabzon Kapalı Cezaevinin soğuk duvarları arasına konuldu. Bir dava uğruna esir düşmek, onun için bir utanç değil, aksine onurla taşıdığı bir rütbeydi.
HÜCRELERDE SAKLANAN KAHRAMANLIK
Demir parmaklıkların ardında bile ruhu özgürdü. Şehadetine kadar geçen beş aylık süre, onun davasına olan sadakatini perçinlediği bir bekleme süresi oldu. Ancak 19 Haziran 1979 tarihi, sadece bir gün değil, cezaevinin tarihine kanla yazılacak bir dönüm noktasıydı.
SON NÖBET: KOĞUŞUN DİK DURUŞU
O karanlık gün geldiğinde, cezaevi, devrimci solcu-komünist militanların çıkardığı isyanla sarsıldı. Hükmün, hukukun ve düzenin ortadan kalktığı bir kaos hüküm sürüyordu. İsyan, hızla yayılarak her tarafı kırıp döküyor, bölümler işgal ediliyordu. Ancak saldırganların nihai hedefi, davanın son kalesi, ülküdaşlarının bulunduğu koğuştu.
İhsan ve arkadaşları, o dar alanda, inançlarının ve hayatlarının son savunmasını yapmak üzere kenetlendiler. Dışarıdaki militanlar, koğuşun kapısını kırıp içeri giremeyince, o anın en hain ve en alçak saldırı yöntemine başvurdular.
MAZGALDAKİ SON HÜKÜM
Koğuş kapısının üzerindeki küçük mazgal deliği, o an sadece bir gözetleme penceresi değil, içeridekilerin hayata tutunduğu son ince çizgiydi. Saldırganlar, bu küçük delikten içeriye ateş etmeye başladılar.
İhsan Karadağ, ülküdaşlarının önüne set çekmişçesine, cesaretin en saf haliyle o kapının hemen eşiğinde duruyordu. Haince sıkılan kurşunlardan biri, doğrudan onun başına isabet etti. Savunma hattının en önünde, arkadaşlarını koruma pahasına bedenini siper eden İhsan, Trabzon’daki o kapalı cezaevinde, 19 Haziran 1979 günü destanını tamamladı.
19 yaşındaki o fidan, mazgal deliğinden sızan kurşunla değil, davasına olan aşkıyla Şehit düştü. O bir öğrenciydi, ama hayatının son dersini, uğruna ölünecek bir davanın onurunu öğreterek verdi.
"Bazıları bir ömrü yaşar; bazıları ise, sadece 19 yaşında, adını bir milletin hafızasına kazıyan o tek bir an için doğar. İhsan Karadağ, mazgal deliğinde bekleyen kurşuna meydan okuyan kahramanların ebedi ismidir."