"Vatan için vazgeçilen her rütbe, gönül rütbesidir; son nefeste bile bu iman taşınır."
NİĞDE’DEN İSTANBUL’A YÜKSELEN SES
Muzaffer Candoğan. Onun adı, ülküye adanmış 35 yıllık kısa ama sarsılmaz bir hayatın sembolüdür. Doğduğu topraklar olan Niğde’nin o asil ve sarsılmaz ruhunu yüreğinde taşıyarak, mücadelenin en çetin geçtiği İstanbul’a gelmişti. O, sadece bir meslek sahibi değil; inancından, kimliğinden ve duruşundan asla taviz vermeyen bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit olarak tarihe yazılmıştır.
HİZMETTEN ADANMIŞLIĞA: KOMİSERLİK VE İSTİFA
Muzaffer Candoğan, hayatının bir döneminde, devletin ciddiyetini temsil eden kutsal bir vazifeyi üstlenmişti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Beyoğlu Emniyet Amirliği kadrosunda Komiser olarak görev yapıyordu. Ancak 1978 yılı geldiğinde, o büyük idealin, resmi sınırlamalardan daha geniş bir alanda mücadeleyi gerektirdiğine karar verdi.
Cesur bir kararla mesleğinden istifa etti. O, üniformayı bırakırken, ülkesine olan bağlılığını asla geride bırakmadı. İstanbul'un kalbi Kadıköy’de ikamet etmeye başladı ve mobilyacılık işi ile uğraşarak, sivil hayatında da davasına hizmet etmeye devam etti. Onun için makam veya rütbe geçiciydi; önemli olan, adanmışlığın ta kendisiydi. Muzaffer Candoğan, esnaflığı, duruşundan ödün vermeyen bir kahramanın gizli kalkanı olarak taşıdı.
KADERİN ZAMANI: 18 HAZİRAN 1979
Tarih, 18 Haziran 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde ağır bir kader perdesi aralandı. Muzaffer Candoğan, o gün bir dostunun yanındaydı. Eyüp Yıldırım Mahallesi’nde, emekli astsubay arkadaşı Yaşar Kandemir’in sahibi olduğu emlakçı dükkânında bulunuyordu. Bu basit mekân, bu masum buluşma, bir ideali susturmak isteyen karanlık ellerin hedefi oldu.
SAAT 13.00: SON VURUŞ VE YÜREKLİLİK
Öğle vakti, saat 13.00 sıralarıydı. Gündüz vakti, en hain ve en alçakça saldırı gerçekleşti. Dükkân, silahlı iki komünist militanın hedefi oldu. Onlar, susturmak istedikleri sesin, ne pahasına olursa olsun savunulacağını bilmiyorlardı.
Muzaffer Candoğan, dükkânda bulunduğu sırada gerçekleşen bu menfur saldırıda, en ufak bir tereddüt göstermeden vatanın ve inancının bedelini ödemeye hazır durdu. Saldırı o kadar ani ve vahşiydi ki, Muzaffer Candoğan olay yerinde şehit düştü. Omuz omuza olduğu dostu, emekli astsubay Yaşar Kandemir ise yaralı olarak kurtuldu. Muzaffer Candoğan’ın bu son duruşu, arkadaşının hayatını kurtaran fedakâr bir kalkan oldu.
KARACAAHMET’TEKİ EBEDİ MİRAS
O, görevdeyken bile ödediği bedelin çok daha ağırını, sivil hayatında ve inancı uğruna ödedi. 35 yıllık genç bir ömrün son durağı, davasından asla vazgeçmeyenlerin yuvası oldu. Şehit Muzaffer Candoğan’ın aziz naaşı, İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Onun hikayesi, bir Komiserin istifa ettikten sonra bile davasına ne kadar bağlı kalabileceğinin; makamlardan bağımsız bir imanın, düşman için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunun ve bir ülkü uğruna hayatını feda etme cesaretinin destanıdır.
"Kahramanlar, sadece düştükleri yere değil, adlarının kazındığı her toprağa miras bırakırlar."