"Bazı hayatlar, sadece yaşamak için değil, bir yemini tutmak için bahşedilir; tıpkı 18 yaşındaki bir yiğidin, nişan müjdesini verirken ebediyete yürüyüşü gibi."
KİMLİK VE ALIN YAZISI: GÜMÜŞGÖZE’DEN YÜKSELEN SES
1 Ocak 1952’de, Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi Gümüşgöze Köyü’nde bir destanın ilk adımı atıldı. Adı, Sebahattin Zeki Erdoğan’dı. Ancak kader, bu gence sadece bir isim değil, Türk Milliyetçiliği davasının en sarsılmaz sütunlarından biri olma görevini yüklemişti. O, vatan için düşenlerin mukaddes zincirinde, ismi tarihe "Beşinci Şehit" olarak kazınacak olan fidanımızdı. Kayaş’ta ikamet eden bu genç öğrenci, daha 18 yaşındayken, hayatını bir ideal uğruna feda etmeye gönüllü olmuştu.
KOMANDO ZEKİ: ADANMIŞ BİR YÜREK
O, sadece Teknik Öğretmen Okulunda okuyan bir öğrenci değildi. Ülkücü hareketin Mamak Genç Ülkücüler Teşkilatında yer alan, duruşu ve cesaretiyle parlayan bir neferdi. Arkadaşları ona, sıradan bir lakap değil, kahramanlığının timsali olan bir unvan vermişlerdi: Komando Zeki. Bu unvan, onun ne kadar kararlı, ne kadar yılmaz bir mücadele ruhuna sahip olduğunu anlatıyordu. Henüz hayatının baharındayken, gençliğinin tüm enerjisini ve geleceğini sarsılmaz bir inançla Türk Milliyetçiliğine adamış, yürüdüğü yolun dikenli olduğunu bilerek bu yolda ilerlemeyi seçmişti.
BÜYÜK KARARIN ARİFESİ VE ATEŞ ÇEMBERİ ANKARA
Takvimler 18 Haziran 1970 Perşembe’yi gösteriyordu. Ankara’nın sokakları, hain saldırıların gölgesinde kanayan bir yaraydı; ülkenin dört bir yanında olaylar şiddetlenmekteydi. Sebahattin Zeki’nin yüreğinde ise hem bir sorumluluk ateşi hem de tatlı bir heyecan vardı. Pazartesi günü nişanının olacağını dostlarına müjdelemek ve onlarla son bir hasbihal etmek için Site Yurdu’na gelmişti.
Bu mutlu haberin arifesinde bile, vatanının üzerindeki karanlığı göz ardı edemedi. Kişisel mutluluğu, davasının tehlikede oluşunun önüne geçmedi. O günün akşamüstü, saatler 16.45’i gösterirken, ülküdaşları ile birlikte 3. Blok’un en yüksek noktasına, çatı katına çıktı. Burası, sadece bir manzara izleme noktası değil, memleketin huzurunu gözetleyen bir karakoldu. Komando Zeki, bu kritik saatlerde dahi etrafı izliyor, Ankara’nın üzerindeki tehdidi hissediyordu.
BİLİNMEYENİN KURŞUNU VE SON NEFES
Ve işte o an geldi. Kahramanlığın bedeli, gençliğin yeminine sadakatin karşılığıydı. Sebahattin Zeki Erdoğan, etrafı izlediği o çatıda, nereden ateşlendiği dahi belli olmayan bir tüfekle vuruldu. O kurşun, bir mevziiden ya da cepheden değil, adeta vatanın dört bir yanını saran bir karanlıktan gelmişti. Bu bilinmezlik, onun fedakârlığının ne kadar ansızın ve hileli bir saldırıya karşı verildiğini gösteriyordu.
Ağır yaralanan ülküdaşımızı büyük bir hızla Ankara Hastanesine taşıdılar. Orada verilen hayat mücadelesi çetin oldu; ancak Komando Zeki’nin yüreği, vatanının geleceğine duyduğu sevgiyle dolup taşarken, bedeni bu hain saldırıya dayanamadı. Kurtarılamadı ve o kritik günde, 18 Haziran 1970’de, şehitlik mertebesine yükseldi.
En büyük trajedi ise, nişan hazırlıkları için köylerinde bulunan anne ve babasının bu acı haberi, düğün müjdesi beklerken radyodan öğrenmesi oldu. Sebahattin Zeki, nişanının olacağını haber vermek için çıktığı yolda, ülkülerinin ebedi nişanını takmış, Gümüşgöze’nin onurunu sonsuzluğa taşımıştır.
"Henüz 18'inde, nişanının müjdesini verirken şehadete yürüdü; O, adını davasının ilk fidanları arasına yazdıran, ömrünü vakfeden Gümüşgöze'nin yiğididir."