"Bazı hayatlar, sadece olgusal tarihlere sığmaz; onlar, bir milletin vicdanında yazılan destanlardır."
KİMLİK VE ADANMIŞLIĞIN SOYU
Mersin’in Erdemli ilçesinden yükselen ve davasına adanmışlığın nişanesi olan o çelik iradenin sahibi: Nizamettin Akbaş. O, sadece bir birey değil, bütün bir fikriyatın fedakârlıkla sınanmış soyundan geliyordu. Daha doğduğu topraklarda davanın yükünü omuzlamış, ülkücü kimliği aileden gelen bir miras ve yemin olarak kabul etmişti.
GENÇ BİR YÜREĞİN ÇİLESİ
1985 yılının o çetin günlerinde, 25 yaşındaydı. Hayatının baharında, geleceği inşa etme azmiyle Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin birinci sınıfında okuyordu. O, hayat kurtarmayı meslek edinecek bir gençti; ancak hayatı, inancı uğruna tehdit altındaydı. Nizamettin Akbaş’ın duruşu netti; bu duruşun bedeli ise sadece kendisi için değil, ailesi için de ağırdı. İki öz kardeşi, aynı yolun çetin sınavında cezaevinde tutuluyordu. Kendisi de daha evvel zulme maruz kalmış, tutuklanmış ve vücudunda işkencenin izlerini taşımıştı. O, korkuyu çoktan yenmiş, baskıyı bir nişan olarak kabul etmiş bir kahramandı.
TEHLİKE ALTINDAKİ NÖBET
Adanmışlığının bir gereği olarak, Bursa’da ailelerine ait otelde çalışarak hem ailesine destek oluyor hem de davasına olan sadakatini sürdürüyordu. O anlar, sadece bir iş yerinde geçirilen saatler değil, ülkesinin geleceği için nöbet tutulan bir cephe hattıydı. Şehirden şehire, okuldan iş yerine taşıdığı tek şey, inancının sarsılmaz bayrağıydı. Ancak bu sarsılmaz duruş, ideolojik kinin hedefi haline gelmişti. Devrimci solcu komünist militanlar, cephede yenemedikleri bir iradeyi, sinsice bir plan kurarak durdurmaya karar verdiler.
SIRTTAN VURULAN YEMİN
O karanlık gün, 18 Haziran 1985 Salı günü, Bursa’da yaşandı. Nizameddin Akbaş, hayatını açıkça ortaya koymaktan çekinmeyen, mert bir dava adamıydı. Fakat hainlik, mertliğin karşısına asla dürüstçe çıkmaz. Nizamettin Akbaş’ı hedef alan karanlık odaklar, hazırladıkları alçakça planın neticesinde, onun arkasından yaklaştılar.
Silahlar, açık dövüşler veya meydan okumalarla yüzleşmeye hazır olan bu yiğit ülküdaşımız, en sinsi hançer darbesiyle, sırtından bıçaklanarak yere düşürüldü. Düşmanın, onun cesaretine karşı duramadığı için başvurduğu bu kalleşçe eylem, onun şehadetini sadece trajik değil, aynı zamanda destansı kıldı. O, kandan bir bayrak çekerek, inancına olan bağlılığını en yüksek bedelle mühürledi. Tıp fakültesi öğrencisi olan Nizamettin Akbaş, 25 yaşında, bir ülkü uğruna canını feda eden büyük bir kahraman olarak tarihin onurlu sayfasına yazıldı.
"Bazı savaşlar cephede bitmez; onlar, bir kahramanın bıraktığı bayrağın sarsılmaz gölgesinde nesiller boyu devam eder."