"Bazı hayatlar sadece bir tarihten ibaret değildir; onlar, inancın bedelini iki kez ödemeye hazır olmanın destanıdır."
KİMLİK VE YEMİN
O, Çorum toprağının sadık bir evladıydı. Henüz hayatının baharındaydı; 18 yaşında, Ankara'nın Akdere Bademli mahallesinde ikamet eden bir genç. Kurtuluş Akşam Lisesi'nin sıralarında geleceği okurken, ruhunda taşıdığı yemin çok daha büyüktü. O, kuru bir biyografi maddesi değil, destansı bir duruşun adıydı: Türk Milliyetçisi, Ülkücü Şehit SALİM SAK. Onun genç ömrü, sıradan bir öğrencilik değil, adanmışlık ve çelikten bir irade hikayesiydi.
ERKEN YARA VE DİRENÇ
Salim Sak, şehadetinden önce davasının nişanını vücudunda taşıyordu. Ankara'nın gergin günlerinde, karanlık eller onu daha önce de hedef almıştı. Silahlı bir saldırıya uğramış, göğsünden aldığı ağır yara nedeniyle tedavi görmek zorunda kalmıştı. Fiziken iyileşmemişti; bedeni hala ilk mücadelenin izlerini taşıyordu. Ama imanı tamdı. O, yaralı haliyle bile geri adım atmayan, mücadelesinden zerre ödün vermeyen, çileye talip bir kahramandı. Onun direnişi, yarasının üzerine attığı her adımdan, kanlı gömleğine rağmen davaya olan bağlılığından okunuyordu.
SON GÜN VE SON KARAR
Takvimler 01 Nisan 1980'i gösterdiğinde, Ankara bir yiğidin son nefesine tanıklık edecekti. O an, bir sığınakta, ülküdaşının evinde misafirdi. Bu, bir mevzi değildi; yorgun bir ruhun, dostluk çatısı altında dinlenmeye çalıştığı bir mekândı. Ancak düşmanlık, kapıların ve duvarların ardına kadar sızmıştı. Hainliğin gölgesi, dinlenmekte olan kahramanın üzerine çökmek üzereydi.
KADERİN TEKRARI VE ŞEHADET
O karanlık an geldi. Üç devrimci-solcu komünist militan, kinlerinin namlularıyla o kardeşlik evine baskın düzenledi. Silahlar ateşlendiğinde, Salim Sak'ın alnında yazılı olan kader, acımasızca tekrar etti. Daha önce ağır yara aldığı o kutsal nokta, göğsü, yine hedef oldu. Kalbi taşıyan o yaralı bedene, göğsünden ve karnından yeni kurşunlar saplandı. 18 yaşındaki bu fedai, yarası tam iyileşmemişken, iyileşme şansı dahi bulamadan, imanını canıyla ispat etti. Kahramanımız, davasından asla vazgeçmeyerek girdiği mücadelede, tam bir adanmışlık örneği göstererek şehitlik mertebesine yükseldi.
"Salim Sak, genç ömrünü feda ederken sadece canını değil, gelecek nesillere onurun ve geri çekilmeyişin sarsılmaz dersini bıraktı."