"Çelikten iradelerin yazıldığı o zorlu çağda, bazı hayatlar sessizce başlar; ancak son nefesleri, bir milletin en yüksek mertebesine adanmış destansı bir feryat olur."
BİR VEDA: ALİ DEMİR
ÇORUM'DAN ANKARA'YA UZANAN İNANÇ YOLU
Çorum'un bereketli topraklarında filizlenmiş, ruhunu Türk Milliyetçiliği davasına adamış bir yiğitti o: ALİ DEMİR. Sadece bir isim değil, bir duruştu. Ailesiyle birlikte, milletinin yüksek ideallerine gönül vermiş, ülkücü hareketin yılmaz bir neferiydi. Tarih 17 HAZİRAN 1977'yi gösterdiğinde, Ankara semaları bu sessiz kahramanın son yurduna dönüşecekti.
SESSİZ BİR MÜCAHİDİN DURUŞU
O, gösterişten uzaktı. Özel bir kuruluşun çatısı altında emeğiyle geçinen mütevazı bir İŞÇİ idi. Bedenen zayıf ve narindi; ancak ruhu, okuduğu her kitapla daha da bileniyordu. Ali Demir, sadece çalışmakla kalmıyor, merhameti, sessizliği ve bilgeliği ile etrafına ışık saçıyordu. O, gürültünün değil, davanın içindeki sarsılmaz imanın temsilcisiydi. Kitap okumayı çok seven bu narin adam, kalbinde taşıdığı destansı ülkü ile yaşama tutunuyordu.
ANKARA: İNSANLIK GÖREVİ VE İLK TUZAK
Takvimler 17 Haziran’ı işaretlediğinde, Ali Demir bir insanlık görevi için yola çıktı. Ankara’da, hastanede yatan bir yakınını ziyaret etmek, onun için sıradan bir günün merhamet eylemiydi. Ancak karanlık güçler, en masum anlarda bile pusudaydı. Hastane kapısından dışarı adımını attığı an, devrimci solcu-komünistlerin alçakça saldırısına uğradı.
O an, inancı ile vahşetin ilk çarpışması yaşandı. Fiziksel zayıflığına rağmen sarsılmadı; ancak kader, o an finali yazmadı. Tesadüfen olay yerinde bulunan yiğit polisler sayesinde bu ilk kumpastan kurtuldu. Ali Demir kurtulmuştu, lakin katillerin kini sönmemişti. Vahşetin gölgesi, bir hayalet gibi peşine düştü.
SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ MAKAM
Katiller, karanlık planlarını Nallıhan İstiklal Caddesi’ne, yani Ali Demir’in yuvasına yaklaştığı yere kadar taşıdılar. Artık sığınılacak yer kalmamıştı. Evine ulaşmak üzereyken, takipçileri, sopalar ve bıçaklar çekilerek, korkakça bir pusu kurdu.
Ali Demir, Nallıhan İstiklal Caddesi'nde, yüzlerce sivil gözün sessiz tanıklığı altında, inancının bedelini ödemeye başladı. Ona merhamet eden, ona yoldaşlık eden tek şey, yüreğindeki büyük sevdaydı. Aldığı sayısız darbeyle ağır yaralandı. O, yalnızca bedenen devrilmedi; o an, bir işçinin, bir okuyucunun, bir ülkücünün hayatı, hürriyet ve inanç yolunda toprağa mühürlendi.
ŞEHADETİN SESİ
17 Haziran 1977 günü, Ankara, büyük bir fedakârlığa şahit oldu. Ali Demir, yüzlerce insanın gözleri önünde, davasından dönmeden, sessizce ama destansı bir şekilde ŞEHİT oldu. O, bedeninin zayıflığını yüreğinin çeliğiyle yenen, mütevazı bir işçiyken milletinin en yüksek mertebesine yükselen kahramandır.
"Ali Demir, 17 Haziran 1977'de sadece bir can vermedi; o gün, sessiz bir işçinin mütevazı yüreği, bu vatanın uğruna atılmış en büyük fedakârlığın ebedi nişanesi olarak Ankara toprağına mühürlendi."