"Kimi adımlar vardır ki, toprak üzerinde değil, tarihin sonsuzluğunda yankılanır. Hasan Çetin’in adımı, 1980 yılının karanlık günlerinde atılmış, bir millete adanmışlığın destanıdır."
KİMLİK VE İMANIN 50 YILLIK DUASI
Ordu’nun Fatsa İlçesi’nde, Çamaş Bucağı’nda filizlendi o kahramanlık tohumu. Hasan Çetin. Onun mesleği, kağıtlara yazılan bir unvandan ibaret değildi; onun hayatı, bir Türk Milliyetçisi Ülkücü olarak inandığı değerlere adanmış, 50 yıllık sarsılmaz bir imandı. O, sadece bir birey değil, memleket sevgisinin Fatsa topraklarında kök salmış bir timsaliydi. Yarım asırlık ömrü, yaklaşan fırtınanın gölgesinde dahi, davasından zerre kadar taviz vermeyeceğinin sessiz yeminiydi.
SON KALE: TAŞOLUK'UN MÜCADELESİ
Hasan Çetin’in ikamet ettiği Taşoluk mahallesi, sadece bir yerleşim yeri değil, inancın son kalesiydi. Burası, Ülkücülerin bayrağının dalgalandığı, bu sebeple de o dönemin devrimci solcu-komünist militanlarının (DEV-YOL) hedefinde olan ateş hattıydı. Sürekli silahlı baskınlara maruz kalan, tehdidin her an kapı eşiğinde beklediği bu mahallede yaşamak, sıradan bir hayat sürmek değil, her an nöbet tutmak demekti. Hasan Çetin, bu çemberin ortasında durmayı, geri adım atmamayı seçti. Onun duruşu, korkuya teslim olmaktan ziyade, toprağına ve inancına sahip çıkmanın manifestosuydu.
KARARLILIĞIN GÜNÜ: 17 HAZİRAN 1980
Takvimler, Fatsa semalarına dehşetin çöktüğü o kara günü, 17 Haziran 1980’i gösteriyordu. Tehlike, bu kez sadece bir tehdit olarak kalmadı; 20 kişilik azgın bir DEV-YOL militanı grubu, Taşoluk mahallesine karşı topyekûn bir silahlı baskın başlattı.
Güneşin henüz gökyüzünde olduğu 15.30’da başlayan yaylım ateşi, akşamın karanlığına yaklaştığı 19.00’a kadar, tam üç buçuk saat aralıksız sürdü. Bu, ne bir çatışma, ne de kısa bir karşılaşmaydı; bu, bir mahallenin imanıyla kuşatılmaya karşı direnişiydi. Her kurşun sesi, Hasan Çetin’in ve Taşoluk sakinlerinin ne pahasına olursa olsun teslim olmama kararlılığını pekiştiriyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE SON NEFES
Üç buçuk saat süren o bitmek bilmez yaylım ateşinin neticesinde, Hasan Çetin, 50 yıllık ömrünü kutlu bir nişanla taçlandırdı. O anın tam detayı, hangi kahramanlık eylemiyle öne çıktığı, hangi siperin arkasında yurdu için son nefesini verdiği belki de tarihin karanlık dehlizlerinde saklı kaldı. Ancak bilinen şudur ki; Hasan Çetin, geri çekilmedi, siper aramadı. O, mahallesini savunurken, o karanlık güçlere karşı göğsünü siper etti.
O gün, Ordu-Fatsa’da bir can teslim edildi; ama bu teslimiyet, yenilgi değil, aksine, fedakârlığın en yüce mertebesiydi. O yaylım ateşin sonunda, Hasan Çetin, inancının ve vatan sevgisinin bedelini ödeyerek şehadet makamına yürüdü. O, sadece toprağa düşen bir beden değil, gelecek nesillere destan olarak aktarılacak sarsılmaz bir miras bıraktı.
"Hasan Çetin’in adı, sadece bir mezar taşında yazılı değildir; o, her Türk Milliyetçisinin yüreğinde, vazgeçilmez bir emanet ve 1980’lerin zorlu coğrafyasında dik duruşun ebedi bir sembolü olarak yaşamaktadır."