"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; vatanın ve inancın uğruna son nefeste verilen, dağları titreten bir yemine dönüşür."
KONYA’DAN YÜKSELEN İMAN SESİ
Türk milliyetçiliğinin asil davasına adanmış ruhlar arasında, evinin kutsal sancağını canıyla koruyan bir kahraman, Şehit Şerife ÇİL’dir. O, yalnızca bir isim değil; 17 Haziran 1977 tarihinde Konya semalarında yankılanan büyük bir fedakârlığın imzasıdır. Konyalıdır, Akşehir’in o yiğit coğrafyasında doğmuş, mücadelesini yuvasının merkezine taşımıştır. Onun kimliği; sırtında taşıdığı bir görev, ruhunda yeşerttiği bir inançtı.
BİR YUVANIN SANCAĞI VE YÜREĞİ
Şerife ÇİL, sadece bir "ev hanımı" tanımının ötesinde, ailenin temel direğiydi. Evliydi, iki evlat büyütüyordu ve kalbini adadığı ülkü, ailesinin de ortak mirasıydı. Onlar, Milliyetçi Ülkücü davanın sarsılmaz neferleriydi. Ancak takvimler 1970’leri gösterirken, siyasi hınç ve kin, sokakları zehirliyor, masum yuvaların üzerine çökmek için fırsat kolluyordu. Zamanın yönetim kademeleri, aşırı uçtaki devrimci solcu ve komünist örgütlere kucak açmış, bu karanlık eylemleri adeta cesaretlendirmişti.
KARANLIĞIN ORGANİZE SALDIRISI
O kara geceye uzanan yol, basit bir anlaşmazlık sanılan bir tartışmayla başladı. CHP’li ve TÖB-DER’li öğretmen Mustafa Topal, bu imanın neferlerinin kardeşleriyle karşı karşıya gelmişti. Ancak bu, münferit bir tartışma olarak kalmayacaktı. Öfke, yedi cüretkâr devrimci solcu-komünist militanın zalimliğiyle birleşti.
Akşamın karanlığı çöktüğünde, sadece bir evin duvarlarına değil, tüm bir milletin namusuna kasteden o korkunç baskın düzenlendi. Yedi canavar, Şerife ÇİL’in evine silahlarla saldırdı.
SON KALE, SON DİRENİŞ
Silahlar ateşlendiğinde, o kutsal yuva, bir savaş cephesine dönüştü. Mermiler duvarları değil, doğrudan canları hedef aldı. Ülküdaşımızın annesi ve kardeşleri, bu alçak saldırıda isabet alarak yaralandı. Evin içinde, can pazarının ortasında, acıyla çaresizliğin kucaklaşması yaşanıyordu: Bir kardeş, kanlar içindeki annesine sarılarak feryat ediyordu.
Ancak katillerin gözü dönmüştü; onlar sadece yaralamakla yetinmeyecek, kan ve kin kusmaya devam edeceklerdi.
ALNINDAKİ MÜHÜR
O anda, Ev Hanımı Şerife ÇİL’in yüreği, anneliğin ve ülkücülüğün sarsılmaz kalkanına dönüştü. Kardeşlerinin ve ailesinin acısını yüreğinde hissederken, vatanın namusunu koruyan son kale gibi durdu. O, geri adım atmadı. O karanlık anın tam kalbinde, zalimliğin hedefi haline geldi.
Katiller, o yiğit kadının alnına nişan alarak son nefesini vermesine neden oldular. Alnından vurularak şehit edildi Şerife ÇİL. Bu, sadece bir canın alınışı değil; bir inancın, bir duruşun ve bir ailenin onurunun, tüm şiddete rağmen dimdik ayakta kaldığının tarihe düşülen destansı bir notuydu. O, evinin eşiğinde, inancının en büyük fedaisi olarak, zalimliğin karşısında boyun eğmedi.
"O, bir ev hanımıydı; ama vatanın namusunu koruyan son mermi gibi, adı 17 Haziran 1977’de Konya’nın şahitliğinde tarihin destanına, şehadet mührüyle yazıldı."