"Vatan sadece gençlerin omuzlarında taşınmaz; bazen bir kahraman, altmış beş yıllık ömrün tecrübesiyle, son nefesteki sarsılmaz duruşla destan yazar."
KİMLİĞİ VE BİR ÖMRÜN ADANMIŞLIĞI
O, sıradan bir hayat sürmek için doğmamıştı; Ordu'nun bereketli topraklarında, Fatsa ilçesinin Çamaş Bucağı’nda filizlenen bir çınar, adı gibi çelikten bir yüreğin sahibiydi: ASLAN ÇELİK. O’nun adı, milletinin davasına adanmış, Türk Milliyetçiliği idealine yemin etmiş Ülkücülerin şanlı kayıtlarına, 17 Haziran 1980 günü, Ordu semalarında ebedi bir yıldız olarak yazıldı. Yaşı altmış beşi gösteriyordu. Nice insanın dinlenmeye çekildiği, sükûnet aradığı bir çağda, O, memleketinin mukaddes kavgasına siper olmaya hazırlanıyordu.
TAŞOLUK: DİRENİŞİN KALESİ
Aslan Çelik’in ikamet ettiği Taşoluk mahallesi, sadece bir yerleşim yeri değil, bir davanın sancağının dalgalandığı, inançla örülmüş bir kaleydi. Bu topraklar, Milliyetçi ruhun hakim olduğu bir yurt köşesiydi ve bu duruşu sebebiyle, karanlık ideolojilerin, komünist militanların (DEV-YOL) hedef tahtasına konulmuştu. Taşoluk, hain pusu ve silahlı baskınların sıkça gölgesinde kalan, her an direnişe hazır bekleyen bir ocaktı. Aslan Çelik, bu kalenin en yaşlı, en bilge bekçisi olarak, evinin eşiğini aynı zamanda vatanın sınırı olarak görüyordu.
DİNLENME DEĞİL, BEKLEYİŞ
Kayıtlar, Aslan Çelik’in geçimini sağladığı mesleği belirtmiyor olabilir; ancak O’nun 65 yıllık ömrünün son demlerinde üstlendiği vazife, tüm mesleklerin üstündeydi: Bir kahramanlık mesleği. O’nun yaşı, korkunun ya da geri çekilmenin bahanesi olamazdı. Bilinmeyen mesleğinin aksine, duruşu çok netti: O, ailesini, mahallesini ve inancını koruyan son nefesteki fedaiydi. Hayatının alacakaranlık çağında, genç fidanların geleceği için kendini ateşe atmaya gönüllü oldu.
ON YEDİ HAZİRAN ATEŞİ
Takvimler 17 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Taşoluk’un üzerine çöken gölge her zamankinden daha kalabalıktı, daha acımasızdı. Tam yirmi kişilik DEV-YOL militanı, ağır silahlarla donanmış bir keşif birliği değil, bizzat bir yıkım gücü gibi mahalleye saldırdı. Öğleden sonra saat 15.30’da başlayan o uğursuz yaylım ateşi, adeta cehennemin kapılarını açtı. Bu bir çatışma değil, bir imhaydı.
SON NEFES, SON MUKAVEMET
Yaklaşık üç buçuk saat sürdü o dehşetli baskın. 15.30’dan 19.00’a kadar, Taşoluk’un taşları kurşun yağmuru altında ezildi. Bu uzun ve kahredici kuşatma boyunca Aslan Çelik, 65 yıllık gövdesiyle bir siper oluşturdu. O, evinin önünde durdu, belki elinde ne olduğunu bile bilmediğimiz bir savunma aracıyla, belki de sadece çelikten iradesiyle.
O yaylım ateşinin dinmek bilmeyen nefesi, en nihayetinde O’nu buldu. Aslan Çelik, inandığı değerler uğruna, yuvasını savunurken şehitlik mertebesine yükseldi. Arkasında bıraktığı acı ise, O’nun fedakarlığının büyüklüğünü kanıtladı: O cehennemî saldırı esnasında, eşi ve gelini de ağır yaralar almıştı. Aslan Çelik, son nefesine kadar ailesini ve yurdunu korumuş, 65 yaşında bir yiğidin destanını kanıyla yazmıştı.
"Yaylım ateşi dinmiş, ancak O’nun 65 yıllık bir çınarın gövdesiyle ördüğü siper, Türk Milliyetçiliği davasının şerefli hatıralarına ebediyen kazınmıştır."