"Sıradanlığın perdesi ardında, inançla bilenmiş bir yiğitlik saklıdır; o, yürüdüğü her yolda milletinin geleceğini taşıdı."
YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI MİRAS VE ADI
Kayseri’nin Sarız ilçesinden doğan, kaderi bu kutlu topraklarda çizilen bir yiğitti Mirza Çetin. O, sadece bir isim değildi; o, kendisini "TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT" unvanıyla onurlandıracak olan büyük bir davanın sessiz neferiydi. Bütün benliğiyle adanmışlığını ilan ettiği bu kutlu mücadele, onun hayatının gayesi ve sonunda şehadetinin sebebi oldu.
MÜSTAHDEMİN ÇİFT VARDİYASI: EKMEK VE MİLLET
Mirza Çetin, yoksulluğun ve zorluğun gölgesinde dahi fedakârlığı elden bırakmayan bir Anadolu kahramanıydı. Mesleği gereği Kayseri Meslek Yüksek Okulu’nda müstahdem olarak çalışıyordu; binanın duvarlarına, kapılarına ve dersliklerine omuz veren sadık bir hizmetkârdı. Ancak onun mesaisi burada bitmiyordu. Evli ve çocuk babası olmanın verdiği sorumlulukla, hafta sonlarını seyyar arabasıyla sebze satarak geçiriyor, ailesinin rızkını alın terinden damıtıyordu.
Fakat onun ruhu, sadece ailesine hizmet etmekle yetinmezdi. O, Esenyurt Mahallesi’nde Ülkü Ocakları Derneği temsilciliğinde yönetici olarak görev yapıyor; ülkülerinin bayrağını en dar sokaklarda dahi dimdik tutuyordu. O, hem ekmek kazanan bir baba, hem de davasının kalesi olan bir yöneticiydi; hayatını iki kutsal görevin arasında, büyük bir adanmışlıkla bölmüştü.
SON VARDİYE: 17 HAZİRAN 1977
Takvimler 17 Haziran 1977 Cuma gününü gösterdiğinde, Mirza Çetin için sıradan bir gün, destansı bir vedaya dönüşecekti. Son kez Ocaklar’ın kapısından içeri girdi. Ülküdaşlarıyla bir miktar sohbete katıldı; belki de o günkü sözleri, dava arkadaşlarına bıraktığı son nasihatleri oldu.
Görevini tamamlamış, karanlık bastırmadan ailesine ulaşmak için yola çıkmıştı. Çarşıdan evine doğru yiyecek bir şeyler almış, tıpkı her akşam olduğu gibi, ailesinin yanına dönüyordu. Adımları, görevini tamamlamış bir kahramanın huzuruyla doluydu.
SON 300 METREDE VERİLEN HESAP
Evine sadece 300 metre kalmıştı. Ailesinin sıcaklığına, çocuklarının kokusuna bu kadar yaklaştığı o kısacık mesafede, Kayseri’nin sokakları ansızın bir ihanet pusuya sahne oldu.
Zira inanç, bazen ağır bir bedel ister. Mirza Çetin’in ülkücülük duruşundan rahatsız olan devrimci solcu-komünist militanlar, bir gölge gibi yolunu kestiler. Söz hakkı tanımadan, vicdanı susturarak silahlarını çektiler ve vatan aşkıyla atan kalbine, davasıyla düşünen beynine ve hayatını sürdüren karnına kurşun yağdırdılar.
Kalbine isabet eden kurşunlar, onun sadece bir canını değil, bir milletin sarsılmaz iradesini hedef almıştı. Mirza Çetin, düştüğü o son 300 metrelik yolda, sırtında ekmek ve yüreğinde vatan sevdasıyla, olduğu yere kahramanlık abidesi olarak yıkıldı. O an, bir müstahdem değil, bir davanın ebedi şehidi oldu.
"Mirza Çetin, evinin eşiğine giden yolda değil, inancının son kalesinde düştü. O gün, toprak sadece bir şehidi değil, bir babanın ve bir davanın sarsılmaz yeminini de kucakladı."