"Bazı insanlar sadece 22 bahar yaşar, ancak bıraktıkları iz, bir milletin onurunu taşıyan sarsılmaz bir sancağa dönüşür."
MİRAS VE DİRENÇ TOHUMLARI
O, ismini tarihin sessiz sayfalarına değil, vatanın yüreğine yazdıranlardandı. Henüz 22 yaşındaydı; hayatının baharındaydı. Damarlarında, Kafkasların çelikten iradesini taşıyordu. Ailesi, yıllar önce Rusların zalim baskısından kaçarak, hürriyeti Mersin topraklarında arayıp bulmuştu. Bu, sadece bir göç değil, her yeni nesilde yeniden yeşeren bir direniş mirasıydı.
O yiğit, Mersin'in Kurdali Mahallesi 774 sokakta, alın teriyle kazandığı rızkıyla, bir İşçi olarak yaşıyordu. Basit bir meslek, onurlu bir duruştu onunkisi. O, sadece ekmeğini kazanmıyor, atalarından miras kalan kültürü ve kimliği koruma mücadelesini de sessizce omuzluyordu.
22 YILLIK ADANMIŞLIK YEMİNİ
Onun adanmışlığı, mensubu olduğu Kafkas Kültür Derneği’nde cisimleşiyordu. Bu dernek, baskıdan kaçıp gelenler için sadece bir bina değil, geçmişin sesi ve geleceğin umuduydu. Genç omuzlarında taşıdığı kültürel bekçilik görevi, onu 16 Haziran 1979 tarihine, kaderiyle yüzleşeceği o karanlık geceye taşıdı.
O KARANLIK GÜN VE ZALİM HÜCUM
Mersin, Kurdali Caddesi üzerinde, saatler 22.30'u gösterirken, barış ve kültürün sesi, zorbalığın gürültüsüyle kesildi. Sekiz kişilik, silahlı ve sopalı komünist militan grubu, derneğin kapısına dayandı. Bu bir tartışma değil, bir infaz girişimiydi.
Karanlık yüzler, derneğin kapısını zorlarken, içerideki onurlu duruşa meydan okuyan o zalim nida havayı yardı: "Faşist kim?"
Bu soru, sadece birini hedef almıyordu; bu, bir kültüre, bir inanca ve bir duruşa yöneltilmiş bir tehditti. Kapılar kırıldı, sopalar havada uçuştu. Derneğin camları, gençliğin umutları gibi parçalandı. O ise, korkmak yerine, mirasın bekçisi olarak en önde durmayı seçti.
SON DURUŞ VE EBEDİ ŞEHADET
Saldırı bir anda sopalardan, namlulara döndü. Düşmanın vahşeti karşısında geri adım atmayan o genç yürek, tam da o kaos anında, kimliğini ve duruşunu savunurken, hain bir kurşunla başından vuruldu. O kurşun, 22 yıllık hayatın akışını durdurdu ama inancını asla bitiremedi.
Ağır yaralı olarak Mersin'den Ankara’ya kaldırıldı. Umut, saatlerce süren mücadele boyunca, yaşama tutunması için dua edenlerin yüreğinde bir kor gibi yandı. Ancak takdir edilmişti ki, onun görevi bu dünyada sona ermişti. Tüm çabalara rağmen kurtarılamadı ve o gece, inancını kanıyla mühürleyerek şehid oldu.
O, 16 Haziran gecesi sadece bir kurşunla düşmedi; o, miras bıraktığı toprakları onuruyla mühürlemiş bir Kafkas Kartalıydı. Ruhu, Mersin Akbelen mezarlığında ebediyen nöbettedir."