"Bazı ömürler takvim yaprağıyla değil, taşıdığı davanın ağırlığıyla ölçülür. O, 23 baharlık kısa yolculuğunu bir destana mühürledi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ ERZİNCAN ATEŞİ
Adı Hasan Beder’di. Yaşadığı çağın fırtınalarına rağmen, inancını kalbinde taşıyan bir yiğitti. Hayatı boyunca alın teriyle var olmayı seçmiş, elleriyle tahtaya şekil veren bir zanaatkar, bir marangozdu. Henüz 23 yaşında, ömrünün en verimli çağındaydı.
Ruhunda taşıdığı o sarsılmaz irade, kadim topraklarımızın sesi olan Erzincan’dan geliyordu. Kader onu İstanbul’un karmaşık ve tehlikeli sokaklarına, Şirinevler’in Kocasinan mahallesine getirmişti. O, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda ülkülerinin kararlılıkla savunan bir neferiydi. İstanbul’un Bakırköy semtindeki Ülkü Yolu Derneği çatısı altında, ideallerine olan bağlılığını en yüce mertebeye çıkarmıştı.
KARDEŞLİK YEMİNİ VE ORTAK DAVA
Hasan Beder’in yolu, sadece bir dava yolu değil, aynı zamanda en derin kardeşlik bağıyla örülmüş bir yoldu. Ağabeyi Yaşar Beder ile sadece akraba değil, aynı zamanda Ülkü Yolu Derneği’nin Bakırköy şubesinde omuz omuza yürüyen yol arkadaşlarıydı. Onlar, tehlikenin kol gezdiği 1980 Türkiyesi’nde, bir atölyeye ve bir okul sırasına giderken bile, davalarının sancaktarlarıydı.
Bakırköy-Güneşli mahallesindeki marangozhaneye giden Hasan’ın attığı her adım, bir mesai başlangıcı olmaktan çok, ideallerine sadık kalmanın bedelini ödeme ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Ama iki kardeş, inançlarından zerre ödün vermeden, karanlığın üzerine yürüyordu.
16 HAZİRAN 1980: SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 16 Haziran 1980 sabahını gösteriyordu. Şafak, İstanbul’un üzerine yeni bir günün ışığını değil, iki kahramanın yazgısını getiriyordu. Hasan ve abisi Yaşar Beder, evlerinden omuz omuza çıktılar. Biri ekmek teknesine, diğeri ilmin ışığına doğru yürüyecekti. Ancak bu, sıradan bir sabah yolculuğu değildi; bu, imana adanmışlığın son yürüyüşüydü.
Onların varlığı, davalarına olan bağlılıkları, karanlık güçlerin nefretini çekmişti. Devrimci solcu-komünist militanlar, bu iki ülküdaşı caddenin ortasında alçakça hedef almak için pusu kurmuşlardı.
CADDENİN ORTASINDA KESİLEN DESTAN VE EBEDİ ŞEHADET
O an, sokak, bir davanın imtihan yeri oldu. Kurulan pusu, geri adım atmayı gerektirirdi; ancak Hasan ve Yaşar Beder, inançlarından geri dönmediler. Caddenin tam ortasında, hiçbir siper arkasına sığınma ihtiyacı duymadan, alçakça sıkılan kurşunlara göğüs gerdiler.
Bu vahşi saldırı, 23 yaşındaki zanaatkar Hasan Beder’in kısa ömrünü bir destana çevirdi. Kardeşi Yaşar Beder ile birlikte, yürüdükleri yolun bedelini kanlarıyla ödediler. Onlar, marangoz atölyesine ve okula giden iki genç olmaktan çıkıp, o anda, 16 Haziran 1980’de, milletin vicdanına gömülen, vatanın destanına yazılan iki ülkücü şehit oldular. İki can, aynı anda, aynı ülkü uğruna şehadete yürüdü ve isimleri, o karanlık günün en parlak meşalesi olarak tarihe kazındı.
"Onlar, yürüdükleri yolun bedelini kanlarıyla yazarken; isimlerini sadece bir mezar taşına değil, vatanın destanına kazıdılar. Hasan Beder: İmanının Zanaatkarı."