"Bazı insanlar sadece yaşar; Seyfullah Ekşioğlu gibi kahramanlar ise hayatlarını bir ülküye bayrak yaparlar."
YÜREĞİNDEKİ MİLLİYETÇİLİK: KİMLİK VE VAZİFE
O, tarihin sadece bir isimle andığı, ancak fedakârlığın yüceliğiyle sonsuzlaşan bir neferdi. Seyfullah Ekşioğlu...
O’nun nerede doğduğu (Doğduğu Yer) ya da hangi mesleğin sıradan yükünü taşıdığı (Mesleği) belki kayıtlara geçmedi. Zira O, kendini sıradanlığın ötesine taşıyan bir yeminle tanımlıyordu. İstanbul Kadıköy’deki yuvasında, eşi ve iki evladının sevgi dolu çemberinde yaşarken, hayatının asıl görevini MHP Gençlik Kolları’nda bulmuştu. O’nun gerçek mesleği, davasına adanmışlık, gerçek doğduğu yer ise ülkücü hareketin gönül coğrafyasıydı. İki küçük canın sorumluluğunu taşıyan bir baba olmasına rağmen, milletin geleceği için en ön safta yer almayı seçmişti.
CEPHEDE BİR YÜREK: ADANMIŞLIĞIN KALASI
1978 yılı, memleketin üzerine çöken karanlık ideolojik çatışmaların en keskin dönemiydi. İşte tam o çalkantılı zamanda, Seyfullah Ekşioğlu, sadece bir gönüllü değil, davasının yaşayan kalkanıydı.
O, gücü, inancından alan bir yiğitti. Oturduğu Kadıköy’ün sokakları, artık sadece evi değil, aynı zamanda mücadelesinin karargâhıydı. Görev bilinciyle hareket eden her ülkücü gibi, O da tehlikenin adım seslerini duyuyor, ancak kararlılığından zerre taviz vermiyordu. MHP İlçe teşkilatının kapısı, O’nun için sıradan bir giriş değil, vatanın namusunun bekçiliğini yaptığı manevi bir kale kapısıydı.
ATEŞ ÇEMBERİ: SON NÖBET VE KARAR
16 Haziran 1978 Cuma günü, takvimler bir kahramanlık destanının yazıldığı o anı işaretledi. Seyfullah Ekşioğlu, yine o kutsal kapının önündeydi. Karanlık, pusudan çıkmayı seçti.
Olay Günü, hain bir kumpasla kuruldu. Hızla yaklaşan bir otomobilin içinden, insanlıktan nasibini almamış, devrimci solcu-komünist militanlarca ateş açıldı. Bu, bir çatışma değil, inançlı bir yüreğe sıkılan alçakça bir kurşundu. O anın dehşeti, O’nun duruşundaki azametle karşılaştı. Kapının önünde, davasından bir adım bile geri atmamış, hain saldırının tam ortasında kalmıştı.
O, bilerek ve isteyerek o tehlike çemberinde durmuştu. Vurulduğu anda bile, zihninde sadece davasının geleceği ve geride bıraktığı ailesinin onuru vardı. Ne bir kaçış planladı, ne de geri çekilmeyi düşündü. O, fedakârlığı bir görev addeden bir Türk Milliyetçisi olarak, ülkü uğruna canını feda etmeyi seçti.
16 HAZİRAN 1978: ŞEHADETİN MÜHRÜ
Kadıköy’de davasının kapısında aldığı o ölümcül darbe, O’nun bedenini Manisa’ya taşıdı, ancak ruhunu doğrudan milletin gönlüne mühürledi. Seyfullah Ekşioğlu, bu alçakça saldırının sonucu olarak destansı bir şekilde şehit düştü.
O’nun hayatı, sadece 40 yıl öncesinde yaşanmış acı bir olay değil; karanlığın üzerine yürüyenlerin asla unutulmayacak yeminidir. Evli ve iki çocuk sahibi bu kahraman, ailesinden ve rahatından feragat ederek, inandığı değerler için en yüksek bedeli ödedi. O’nun akıttığı kan, sadece toprağı sulamadı; gelecek nesillerin davasına duyacağı sadakatin sembolü oldu.
"Seyfullah Ekşioğlu’nun adı, tarihin kuru satırlarında değil, bu milletin onurunu taşıyan her yürekte bir sancağın gölgesi gibi dalgalanmaya devam edecektir."