"Bazı ömürler kısa sürer; ama her adımı, vatanın ebedi yeminine atılmış, tarih kitaplarına sığmayacak bir destandır."
KİMLİĞİ VE BİR YEMİNİN BAŞLANGICI
Anadolu'nun kadim ve çelikten iradesi Erzincan topraklarında doğmuştu, adı Yaşar Beder’di. Gençlik ateşini, hayatının en verimli çağında, 26 yaşında taşıyordu. O, sadece Şişli Siyasal Bilgiler Yüksekokulu’nun koridorlarında yürüyen bir öğrenci değildi; aynı zamanda, kalbini ve aklını Türk milletinin yüce ideallerine adamış, ülkücü bir neferdi. Ailesiyle birlikte İstanbul’un Şirinevler, Kocasinan mahallesinde ikamet etmesi, onun kavgayı şehirlerin kalbinde verme kararının da bir göstergesiydi. O, geleceğin mimarı olacakken, yaşadığı anın çetin savaşçısı olmayı seçmişti.
İDEALİN YOLCULARI: İKİ KARDEŞİN ADANMIŞLIĞI
Yaşar Beder’in yolu, sadece kendi adanmışlığıyla örülü değildi; bu zorlu yolda en büyük yoldaşı öz kardeşi Hasan Beder’di. Onlar, sadece aynı kandan değil, aynı idealden doğmuşlardı. İki yiğit, yüreklerindeki inancı Ülkü Yolu Derneği Bakırköy şubesinde birleştirmişlerdi. Bu dernek, onlar için sadece bir toplanma yeri değil, karanlığın en yoğun olduğu dönemde, milli iradenin sancağını taşıdıkları kutsal bir kale gibiydi. Bu iki kardeş, vatanın geleceği için omuz omuza yürümeyi, yazgılarının bir parçası olarak kabul etmişti.
O KARANLIK GÜN: KADERİN ŞAFAK SÖKÜMÜ
Takvimler, 16 Haziran 1980 Pazartesi sabahını gösteriyordu. İstanbul, her zamanki telaşına hazırlanırken, gökyüzünün altında sinsi bir gölge pusu kurmuştu. Yaşar ve kardeşi Hasan, o sabah erkenden evlerinden çıktılar. Biri okullarına, diğeri ise işine doğru yola koyulacaktı; rutin, masum bir başlangıç. Ancak, o dönemin sokakları, ideal uğruna yürüyenler için barut fıçısıydı.
Onların kararlılığı, nefreti körükledi. Devrimci solcu-komünist militanlar, vatan yoluna baş koymuş bu iki yiğide karşı alçakça bir pusu kurmuşlardı. Yaşar Beder, yolun tehlikelerle dolu olduğunu biliyordu; her adım, bir tehdidi beraberinde getiriyordu. Ancak kahramanlık, tehlikeye rağmen atılan o son adımda gizlidir.
CADDE ORTASINDAKİ SON FEDAKÂRLIK
Militanlar, iki ülküdaşı caddenin ortasında fark ettiler. Geri adım atmadılar; uyarı yoktu, teslimiyet çağrısı yoktu. Karanlık, sadece kurşunların sesiyle kendini belli etti.
Yaşar Beder ve kardeşi Hasan Beder, o sokakta, o an, geri çekilmeyi ya da pes etmeyi düşünmediler. Onlar, idealin bedelini kanlarıyla ödediler. Caddenin ortasında, henüz yirmi altı yaşındaki bir öğrenci olan Yaşar Beder ve sevgili kardeşi, aynı anda şahadete yürüdüler. Onların düşüşü, sadece iki gencin kaybı değil; bir neslin, milleti için canını tereddütsüz feda etme yeminini yerine getirmesiydi. 16 Haziran 1980, İstanbul sokaklarına, iki kardeşin adanmışlığını mühürledi.
"Onlar caddenin ortasında düştüler; ancak attıkları son adım, o gün karanlığa karşı dik duran milyonların ebediyete uzanan ilk adımı oldu."