"Bazı yiğitler, ömürlerinin kısalığına sığdıramadıkları ülkülerini, düştükleri topraklara kanlarıyla nakşederler."
BİR GENÇLİK YEMİNİ VE KİMLİĞİ
Giresun’un Espiye ilçesinde, henüz 19 yaşında, hayatının baharında bir fidandı Özcan Korkmaz. O, sadece bir öğrenci, bir genç değil; kalbi, Türk Milliyetçiliği davası için atan, inancıyla yoğrulmuş bir ülkücüydü. Daha çocuk denilebilecek yaşta, Espiye’nin sokaklarında Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) ile kurduğu gönül bağı, onun kaderini mühürledi. Bu bağ, sadece bir faaliyet değil, karanlık günlerde millete adanmış bir yemin demekti.
BASKILARIN GÖLGESİNDEKİ DİRENİŞ
Onun gençlik yılları, sessiz bir mücadele içinde geçti. Lise sıralarındayken dahi, fikriyatına yönelen bütün baskılara, korkusuzca, dimdik göğüs gerdi. O, rüzgârın yönüne göre eğilenlerden değil, fırtınanın tam ortasında bayrağı sımsıkı tutanlardan oldu. Özcan Korkmaz, henüz bir meslek sahibi olmamış olsa da, duruşuyla, cesaretiyle ve sarsılmaz inancıyla, davasının en onurlu neferi olduğunu ispatlamıştı.
IŞIĞA DOĞRU: İSTANBUL YOLCULUĞU
1980 yılının o zorlu baharında, omuzlarında sadece bir öğrencinin değil, büyük bir davanın da umudu vardı. Üniversite sınavına girmek için, büyük şehir İstanbul’a, aydınlık bir geleceği kucaklama arzusuyla gelmişti. Merter semtinde, akrabalarının yanında misafir olarak kalıyordu. O, eli silah tutan bir militan değil, kalem tutan, geleceğini ilimle inşa etmek isteyen bir idealistti.
16 HAZİRAN 1980: SON SOHBET
16 Haziran 1980 Pazartesi günü, İstanbul’un soğuk duvarları arasında, huzurlu bir an yaşanıyordu. Özcan Korkmaz, Merter Kınalıtepe Sokak’ta, ülküdaşı Zeki Kaya’ya ait Çağdaş Fotoğraf stüdyosunda, üç arkadaşıyla geleceğe dair sohbetler ediyordu. Burası, onların güvenli limanı, kardeşlik ateşinin yandığı bir mekândı. Dışarıdaki fırtınaya rağmen, içeride sadece dostluk ve umut vardı.
KAHRAMANLIK ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Ancak o an, hain pusu kurulmuştu. Dört karanlık figür—bir kız ve üç komünist militan—sessizce yaklaştılar. Özcan Korkmaz ve arkadaşları, o an savunmasız ve hazırlıksızdılar. Onların tek silahı, inançları ve dürüstlükleriydi.
O an, tarihin durduğu andır. Karanlık ellerin açtığı ateş sonucu, kurşunlar havayı yırttı. Özcan Korkmaz, 19 yıllık genç ömrünü feda ederek, o kurşunlara göğüs gerdi. O saldırı esnasında, onun yanında bulunan üç ülküdaşı ağır yaralarla hayatta kalırken; Özcan Korkmaz, tüm şiddeti üzerine alarak, sarsılmaz bir kararlılıkla şehitlik mertebesine yükseldi.
O, geri çekilmediği için, inancından vazgeçmediği için, gençliğini geleceğe adadığı için, o stüdyoda kanıyla bir destan yazdı.
EBEDİ DÖNÜŞ
Genç ömrünün sonu, büyük bir yurdun başlangıcı oldu. Naaşı, Giresun’un yiğit toprağı Espiye ilçesine getirildi ve burada, binlerce seveninin omuzlarında ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Özcan Korkmaz, fani hayatını 19 yaşında tamamladı, ancak bıraktığı miras, 16 Haziran 1980 tarihini, Türkiye Cumhuriyeti’nin gençlik hareketinin fedakârlık abidelerinden biri olarak mühürledi.
"Özcan Korkmaz, vatanına uzanan kurşunların göğsünde durduğu o an, 19 yıllık ömrüyle değil, sonsuz bir adanmışlıkla tarihe mühürlenmiştir."