"Bazı hayatlar sadece nefes almak için değil, uğruna ölmekten çekinmedikleri bir ülküye şahitlik etmek için yaşanır."
YÜREĞİNDEKİ YEMİN: ADANMIŞ BİR GENÇ ÖMÜR
O, henüz hayatın baharında, 18 yaşında bir fidandı. Gümüşhane’nin dağlarından kopup gelen bir ruh taşıyordu; sarsılmaz, kararlı ve saf. Adı DURSUN SERE idi. Kuru bir biyografinin satırlarına sığdırılamayacak kadar büyük bir inancın temsilcisiydi o. O, sadece bir öğrenci değildi; Türk Milliyetçiliği davasının ateşini genç omuzlarında taşıyan bir Ülkücüydü. Kaderi, tıpkı kendisi gibi vatan sevdasıyla yanan yakın arkadaşı Hasan Yar’ın (ki o da 03 Temmuz 1980’de Trabzon’da şahadet şerbetini içecekti) yoluyla kesişmiş, bu iki genç, ülkülerinin sarsılmaz kalkanları olmuşlardı.
FIRAT'TAN ESEN RÜZGAR VE KARARLILIK YILLARI
İlk tohumlarını Trabzon Lisesi sıralarında attığı ideallerini, ailesiyle birlikte yerleştiği Kocaeli-Gebze’de büyütmüştü. Gebze Lisesi’nin son sınıfında okuyordu; geleceğe dair tüm hayallerini, milletinin geleceği ile birleştirmişti. Onun için okumak sadece bir zorunluluk değil, davasına hizmet etmenin bir yoluydu. O yıllar, fikirlerin kurşunlardan daha keskin olduğu, duruşun ise en büyük silah sayıldığı zorlu bir devirdi. Dursun Sere, bu çalkantılı çağda, inancından zerre taviz vermeden dimdik ayakta duran genç bir kahraman profili çiziyordu.
HAİNLİĞİN GÖLGESİ VE SON DİRENİŞ
O karanlık gün, 16 Haziran 1979 Pazar günüydü. Gebze’nin kalbinde, Ülküdaşların bir araya geldiği, yorgunluklarını ve umutlarını paylaştığı kahvehane, alçak bir tuzağın hedefi oldu. Bu, açık bir çatışma değil, tarihin gördüğü en kirli hilelerden biriydi: On bir komünist militan, devletin otoritesini simgeleyen "polis kılığında" içeri sızdı. Bu, sadece bir saldırı değil, aynı zamanda masumiyete ve güvene yapılmış bir ihanetti. Hainler, hiçbir uyarı yapmaksızın, o mübarek mekana kurşun yağmuru başlattı.
BİR DEVRİN MÜHRÜ: 18 YAŞIN DESTANI
O an, Dursun Sere’nin 18 yıllık kısa ömrünün en yüce ve en cesur anıydı. Kurşunların sesi, davanın ebedi sessizliğine karışmadan hemen önce, o duruşu sergiledi. Katillerin silahından çıkan mermiler, tereddütsüz inancın tam kalbini hedef aldı. Dursun Sere, olay yerinde, kanıyla ülküye bağlılığının mührünü basarak şehit düştü. O, canını siper ederken, aynı saldırıda sekiz Ülküdaşı daha yaralanmış, fakat o genç bedenin fedakârlığı sayesinde daha büyük bir facia önlenmişti. Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı, ismiyle müsemma Ülküköy mahallesindeki topraklar, bu büyük direnişin son şahidini bağrına bastı. O, Gebze’de düştü, ancak inancının mirası sonsuzluğa doğru yürüdü.
"Ve 16 Haziran 1979, Dursun Sere'nin adını, davasına canını verenlerin ebedi sancağına yazdığı gündür."