“Bazı ömürler zamana sığmaz; onlar, ödedikleri bedelle milletin kalbine yazılır.”
KİMLİK VE YEMİNİN BEDELİ
O, sadece bir polis memuru değildi; o, idealist duruşuyla bilinen bir Türk Milliyetçisi, Ülkücü bir neferdi. Ömür Kaba. Doğduğu yer, rüzgârı hürriyet kokan Balıkesir’in Ayvalık ilçesiydi. Henüz 24 yaşındaydı. Hayatının baharında, yuvayı yeni kurmuş, evliydi. En kutsal sevinci ise kundağa sığmayacak kadar tazeydi: Yeni doğmuş bir evlat babasıydı. Bir babanın hayalleriyle bir kahramanın yemini arasında kalan bu genç adam, omuzlarında vatanın yüküyle görevinin başına, Gaziantep’e doğru yola çıkmıştı. Biliyordu ki, aldığı nefes, taşıdığı üniformanın ağırlığıyla ölçülüyordu.
HAZİRAN’IN ATEŞİ VE KAHRAMANLIK SÖZÜ
Takvimler 9 Haziran’ı gösteriyordu. Gaziantep, ihanetin ve karanlık emellerin hedefi haline gelmişti. Terör örgütü THKO ("Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu") üyeleriyle güvenlik kuvvetleri arasında çıkan çatışma, sıradan bir asayiş olayı değil, hürriyetin bedelinin ödendiği bir destan yazılıyordu. Ömür Kaba ve silah arkadaşları, geri adım atmadan saatlerce süren o cehennemî çatışmanın tam ortasında dimdik durdular. Mermi sesleri arasında, yeminlerine sadık kaldılar. Bu destansı direniş anında, Ömür Kaba, vatan için düşebilecek en ağır yarayı aldı.
YEDİ GÜNLÜK DİRENİŞ
Vücudu ağır yaralarla mücadele ederken, o direnişi bırakmadı. Savaş, sokaklardan Gaziantep Devlet Hastanesi’nin koridorlarına taşınmıştı. Ancak genç kahramanın durumu ciddiyetini koruyordu. Umut, çaresizliğe karışırken, Ömür Kaba, Adana Numune Hastanesi’ne sevk edildi.
Bu transfer, onun azminin son yolculuğuydu. Yedi gün boyunca, 9 Haziran’dan 16 Haziran’a kadar, hayata tutunmak için verdiği mücadele, sokaktaki çatışma kadar çetindi. O, sadece bir meslektaş değil, arkasında bıraktığı yenidoğan yavrusu için de direniyordu; ancak vücut, ruhun taşıdığı yükü daha fazla kaldıramadı.
ŞEHADET VE SONSUZ YOLCULUK
16 Haziran 1976’da, tüm müdahalelere rağmen, genç polis memuru Ömür Kaba, son nefesini vererek şahadet mertebesine erişti. 24 yıllık ömrü, en ulvi vazifede nihayetlenmişti. O gün, Gaziantep’te sadece bir can kaybedilmedi; vatan toprağı, inançla sulandı.
Ömür Kaba’nın bu kahramanlık sefaletinde yalnız değildi. Aynı olaylarda, 28 yaşındaki Polis Memuru Tahsin Kazan, Konya Karapınar nüfusuna kayıtlı 22 yaşındaki Ülküdaşımız Jandarma Çavuşu Mehmet Yaylacı ve Jandarma Eri Ömer Çevik de şehadet şerbetini içmişlerdi. Onlar, aynı ideal uğruna, aynı ateşte sınanmış ve isimlerini tarihin en şerefli sayfasına altın harflerle yazdırmışlardı.
“Kısa süren bir ömürle, sonsuz bir fedakârlığı mühürledi. Onun adanmışlığı, Türk milletinin hafızasında sönmeyecek bir meşaledir.”