"Bazı hayatlar, sadece tarihe not düşmek için değil, gelecek nesillere cesaretin ne olduğunu fısıldamak için yaşanır. Haydar Süzen’in destanı, adanmışlığın onurudur."
KİMLİĞİ VE KÖKLERİN EFSANESİ
O, Şanlıurfa’nın bereketli topraklarında doğdu. Köklü Şeyhanlı aşiretinin bir ferdi olarak, Eyyübiye mahallesindeki yuvalarında, babadan oğula geçen bir vatan sevgisiyle büyüdü. İlk ve ortaöğrenimini bu kadim şehirde tamamladıktan sonra, Reform Kuruluşu'nda çalışarak şehrine hizmet etmeye başladı. Haydar Süzen sadece bir eş değildi; o, hem evine bağlı hem de davasına adanmış bir ülkü eriydi.
DURUŞU VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Haydar Süzen’in ruhu, kuru bir meslek hayatına sığmayacak kadar büyük bir ideal ateşiyle yanıyordu. O, Türk Milliyetçisi Ülkücü bir nefer olarak, zorlu 1980 öncesi yıllarda MHP Şanlıurfa İl yönetiminde görev alarak, inandığı davanın en ön safında duruş sergiliyordu. Aile ocağı, sadece bir ev değil, milletin hizmetinde bir karargâhtı; zira babası Hüseyin Süzen de mahallenin muhtarı olarak topluma rehberlik ediyordu. Onlar, Urfa’nın kalbinde, hizmeti bir yaşam biçimi haline getirmişlerdi.
İFTAR SOFRASINDAKİ HİYANET
Takvimler 15 Haziran 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı; bütün gün oruç tutanların huzura kavuştuğu, sofraların rahmetle dolduğu kutsal iftar vaktiydi. O karanlık eller, en masum anı seçtiler. Üç katil, güya bir evrak imzalatma bahanesiyle, Muhtar Hüseyin’in kapısını çaldılar.
Urfa’nın kadim misafirperverliğine sadık kalan Muhtar ve oğlu Haydar, bu alçakları iftar sofrasına buyur ettiler. Onlar, bereketli ekmeği ve suyu, düşmanlarıyla paylaştılar. Hainler, o sofradan zıkkımlanırken, içlerinden biri, tuvalet bahanesiyle sofradan ayrıldı. Bu, haysiyetsizliğin ve kahpeliğin zirvesiydi.
BABANIN DESTANSI DİRENİŞİ VE SON NEFES
Kısa bir sessizliğin ardından, geri dönen alçak, imzalanması gereken evrak yerine, Haydar Süzen’in üzerine kurşun yağdırdı. İdealist genç adam, kutsal sofrada, Ramazan’ın en huzurlu anında kalleşçe vuruluyordu.
Oğlunun düştüğünü gören Baba Hüseyin, bir muhtarın sükûnetinden sıyrılıp, vatan evladını koruyan bir aslanın öfkesine büründü. Derhal silahına sarıldı ve canı pahasına saldırganlardan birini yere serdi, hesabını anında kesti. Ancak bu kahramanca direniş, o karanlık gecenin bedeliydi. Muhtar Hüseyin de, oğlunun yanı başında, evinin içinde, inandığı değerler uğruna şehadet mertebesine ulaştı.
Haydar Süzen, Ramazan sofrasında hileyle vurulan bir idealin şehididir. Babası Hüseyin Süzen ise, oğlunun ve evinin onurunu korumak için girdiği son kavgada, destan yazan bir direnişin sembolüdür. 15 Haziran 1980, Şanlıurfa’da, bir milletin vicdanına kazınan o ikili fedakârlığın tarihidir.
"Onlar, sadece bir iftar sofrasında değil, bir milletin kader anında şehit oldular. Geride kalanlar içinse, her kurşun, bir yemin metni gibi miras kaldı."