"Yürekler ki, vatan sevdasıyla yandığında, zamanın ve mekânın ötesine geçer ve birer kutup yıldızı olur."
KAYSERİ’DEN YÜKSELEN İRADE
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruşun, bir inancın timsaliydi. Miktat Karazehir. Kaderinin ve davasının toprağı olan Kayseri’de dünyaya gözlerini açtı. Bütün bir ömrü, sadece kendine değil, bağlı olduğu o kutlu kimliğe adanmıştı: O, bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ idi. Onun adı, kuru bir biyografi maddesi değil, adanmışlığın en saf mühürlerinden biri olarak tarihe kazındı.
1976: DESTANIN YAZILDIĞI YIL
Memleketin sancılı yıllarıydı. Gökyüzünün bile kaygı ile baktığı bir dönemde, bazı yiğitler karanlığa fener olmak için en öne yürüdü. Miktat Karazehir de bu öncü neferlerden biriydi. Onun yaşam çizgisi, bir mefkûre uğruna çizilen kararlılığın resmiydi. Hayatı, bir fırtınaya karşı tutulan yelken gibiydi ve o yelken, en sonunda rüzgârın en şiddetli estiği noktada, yani 31 MART 1976 tarihinde, ebedi limanına ulaştı.
BİLİNMEYENİN EŞİĞİNDE: O SON ADIM
Şehadet anının detayları, o karanlık günün dehşeti içinde eriyip gitmiş olabilir. Olayın nasıl geliştiği, kahramanımızın hangi tehdide karşı tek başına göğüs gerdiği, hangi kelimeleri fısıldadığı; bu bilgiler, tarihin bize vermediği sırlar olarak kalmıştır. Ham metin, bu kahramanlık anını noktalı virgüllerle keser.
Ancak, o bilinmezlik, Miktat Karazehir’in fedakârlığını gölgelemez; aksine onu yüceltir. Çünkü o, adımlarını tereddütsüz attı. Gözleri, önündeki tehlikeyi değil, ardında bıraktığı emaneti gördü. Fedakârlık ateşi nerede yanmış olursa olsun, O, BİLİNMEYENİN ÜZERİNE YÜRÜDÜ. O son kararı verirken, Kayseri’nin kadim toprağını kendine vatan, bayrağı kendine kalkan bildi. İşte bu, bir destan yazıcısının son ve en büyük imzasıdır.
EĞİLMEZ BAŞ, ONURLU ŞEHADET
Kayseri, ona hem hayat vermiş hem de ebediyete uğurlayan mukaddes bir mihrap olmuştu. O, doğduğu şehirde, inancı uğruna düştü. 31 MART 1976’da, bedenini toprağa, ruhunu ise milletinin kalbine emanet etti. Miktat Karazehir, bir şehit olarak, adını sadece kayıtlara değil; bir milletin namus defterine altın harflerle yazdırdı. O, basitçe kaybolmadı; sonsuzluğa erdi ve ülkücü sancağı devralacak nesillere, korkusuzluğun en büyük dersini miras bıraktı.
"Ve o günden sonra, Miktat Karazehir adı, sadece bir tarih değil; nesiller boyu sürecek olan kutlu bir yeminin ve sönmeyen bir ateşin sembolü oldu."