"O toprağın bekçisi olmaya yemin edenler, bazen en sade yerde, ekmek mücadelesi verirken bile ölümsüzlüğü tadarlar."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YURDU
O, henüz hayatının baharında, 22 yaşın asil duruşunda, yurdu için iki kez göreve hazır bir kahramandı. Adı İSKENDER AKMEŞE. Kimliğini, sıradan bir kimlik kartından çok, taşıdığı yüksek ülkü ve tavizsiz Türk Milliyetçiliği bilinciyle kazımıştı. Dünya gözüyle nerede doğduğu bilinmese de, yüreğinin yurdu İstanbul’un Fatih semtiydi. O, sadece bir semt sakini değil, o kutlu davanın Fatih’teki sarsılmaz neferiydi. Henüz kısa bir süre önce vatan borcunu askerlik hizmetiyle tamamlamış, silahını bırakıp rızkının peşine düşmüştü; ancak kaderinde, çok daha büyük, çok daha çetin bir savaşın ortasında kalmak vardı.
FATİH'İN ASİL ESNAFI
İskender Akmeşe’nin cephesi, Fatih’teki küçük bakkal dükkânıydı. Mesleği esnaflık, mücadelesi ise namusuyla hayatını kazanmaktı. O yılların fırtınalı ortamında, genç bir ülkücü olarak, bakkal tezgâhının arkasından topluma hizmet ediyor, helal kazancıyla büyük bir davanın onurunu taşıyordu. O dükkân, sadece ekmek teknesi değil, aynı zamanda onun inancının ve hür iradesinin sembolü olan bir sığınaktı. Rızkını kazanmanın telaşıyla meşgul olduğu o anlar, aslında zorlu bir çağda dürüstlüğün ve sadakatin en destansı örneğiydi.
ADANMIŞLIĞIN SON YAZI
Takvimler 15 Haziran 1980’i gösteriyordu. İstanbul, kirli ve karanlık ideolojilerin kanlı gölgesindeydi. İskender Akmeşe, o gün de her zamanki gibi dükkânındaydı; hayatın normal akışını sürdürmeye çalışan, ancak kalbinde ülkesinin geleceğini taşıyan binlerce adsız kahramandan biri.
Ancak ne yazık ki, o gün, karanlık zihniyet dürüstlüğün ve ticaretin sığınağını dahi kirletmekten çekinmedi.
KAHRAMANIN SON KARARI VE EBEDİYETE YÜRÜYÜŞÜ
O gün, dükkâna iki silahlı devrimci solcu-komünist militan baskın düzenledi. Bu, bir soygun ya da basit bir cinayet değildi; bu, bir imanın, bir duruşun cezalandırılmak istenmesiydi. İki hain silah, İskender Akmeşe’nin genç yüreğine, onun mütevazı dükkânında, ekmek teknesinde doğrultuldu.
O an, kime karşı durduğu, neyi savunduğu açıktı. O, silahsızdı; ancak karşısındaki silahların hedefinde sadece bedeni değil, Türk milletinin binlerce yıllık varlık davası vardı. O militanlar ateşlediğinde, Akmeşe’nin ruhu, en sade işini yaparken, en büyük fedakârlığı gerçekleştirdi. Bakkal dükkânının kutsal sınırları içinde, inancına kurşun sıkanların karşısında boyun eğmeden şehit oldu. 22 yıllık kısa ömrüne, sonsuz bir kahramanlık sığdırdı.
Bugün, o destansı direnişin sükûneti, İstanbul'un Silivrikapı’sından yedi düvele seslenmektedir. İskender Akmeşe, rızkını kazandığı yerde, canını da davasına siper eden, gençliğin yeminine sadık kalmış bir yıldızdır.
"O, sadece bir dükkânın kapısını kapamadı; omuzlarında taşıdığı sancağı, şehadetinin kanıyla ebediyen dalgalandırarak, 15 Haziran 1980’de bir ülküye can verdi."