"Bazı hayatlar kısa sürer, ama taşıdığı bayrak nesiller boyu yol gösterir."
BİLAL ARLI: HİÇ SÖNMEYECEK BİR OCAK
KİMLİĞİ VE İMTİHANIN BAŞLANGICI
O, sadece 18 yaşında bir fidandı. Adı Bilal Arlı’ydı; doğduğu topraklar Samsun-Kavak olsa da, yüreği bir milletin büyük davasına adanmıştı. Ailesi Samsun’un Çarşamba mahallesinde ikamet etse de, gençliği sürekli bir imtihan sahasıydı. O dönemin zorlu ve karanlık şartları, bir gencin en doğal hakkını, eğitimini dahi özgürce almasına izin vermiyordu. Genç ülküdaşımız, kendi şehrinde okuyamadığı için, mecburen Erzurum’da Akşam ortaokulunda okumak zorunda kalmıştı. Bu durum, onun davasına olan bağlılığının coğrafi sınırları aştığının ve daha en baştan hedef seçildiğinin acı bir belgesiydi.
YILMAZ DURUŞ VE ADALET MÜCADELESİ
Bilal Arlı’nın hayatı, kuru bir öğrencilik defteri değildi; tam aksine, keskin bir direniş hikayesiydi. O, defalarca saldırıya uğradı, alçakça iftiralara maruz kaldı. Ancak hiçbir zaman geri adım atmadı. Bu saldırılar karşısında kendini koruma hakkını kullandığı için, daha gencecik yaşında cezaevi duvarlarını tanımak zorunda kaldı. Zulüm ona boyun eğdiremedi. Zamanla, adalet tecelli etti; suçsuzluğu anlaşıldı ve tahliye olarak aramızdaki onurlu yerini geri aldı. O, bu çetin yolculuktan, inancını daha da çelikleştirerek çıkmıştı.
SON SOHBETİN GÖLGESİ: 15 HAZİRAN 1979
Bir yaz günüydü. Tarih, 15 Haziran 1979’u gösteriyordu. Bilal Arlı, artık bir huzur anını hak etmişçesine, Samsun Mecidiye Caddesi’nde bir eczanenin önünde ülküdaşıyla sohbet ediyordu. Bu, genç bir adamın en insani, en savunmasız olduğu andı. Ancak o dönemin zehirli nefreti, sıradan bir sohbete dahi tahammül edemedi. Yakınlardan geçen, mitingden dönen devrimci solcu-komünist bir grup içinde onu tanıyanlar çıktı. O an, bir fidanın hayatını söndürmeye yetecek kin, bir kurşun olarak havada süzüldü.
KENDİ ÇABASIYLA HASTANEYE: DİRENİŞİN SON NEFESİ
Grup içinden çıkan bir militan, beslediği derin kinle silahını ateşledi. Kurşun, ülküdaşımızı kasığından vurdu. Gözleri karartan bu darbe, sıradan bir insanı olduğu yere yığabilirdi. Ancak Bilal Arlı, son anına kadar bir ülkücü ve bir kahramandı. Yaralı bedenini sürükleyerek, kendi çabasıyla, o kan kaybının getirdiği tarifsiz acıya ve şoka rağmen hastaneye ulaşmayı başardı. Bu, sadece bir hastaneye gitme eylemi değil, bir gencin hayatını son damlasına kadar savunma gayreti, çelikleşmiş iradesinin son meydan okuyuşuydu.
ŞEHADETİN KAÇIRILIŞI
Ne var ki, bedeni taşıdığı büyük inanca rağmen, aşırı kan kaybına yenik düştü. Hastanede yapılan tüm çabalar, genç Bilal Arlı’yı hayata bağlamaya yetmedi. 18 yıllık kısa ama destansı ömrü, Samsun’da, davasının ve milletinin yolunda son buldu.
Bilal Arlı, şehadetiyle bile düşmanın korktuğu bir isim haline gelmişti. Öyle ki, cenazesi bile tehdit altındaydı. Devletin güvenlik güçleri, bir kahramanın aziz naaşını dahi korumak zorunda kaldı. Polis, şehidin cenazesini hastaneden adeta kaçırarak, doğduğu topraklara, Kavak ilçesine götürdü ve orada toprağa verdi. O, zulmün ve nefretin ortasında bile, inancıyla dimdik durmuştu; bu yüzden son uykusu dahi kahramanlık mührüyle mühürlendi.
"18 yıllık ömrüne sığdırdığı direniş, sadece bir biyografi değil, millete adanmış bir yemin belgesidir."