"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, vatanın alnına kanla yazılan bir yemine dönüşür; Mustafa Baytekin de o yeminin adıdır."
KİMLİĞİ VE BİR YEMİNİN MİRASI
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruşun, bir adanmışlığın sembolüydü. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Mustafa Baytekin. Doğduğu yer, Karadeniz’in yiğit kalesi olan Trabzon’du, ancak inandığı idealin sınırları tüm milleti kucaklıyordu. Onun ruhu, Türk-İslam Ülküsü’nün sarsılmaz neferiydi. O, siyasi rüzgârların en sert estiği dönemde dahi, inancını ve davasını yüreğinin en kutsal köşesinde taşıyan, çevresince sevilen ve saygıyla takdir edilen bir kahramandı.
İSTANBUL'DAKİ BÜYÜK VAZİFE
Kahramanlık, sadece cephede mermi atmakla sınırlı değildir; bazen bir esnafın dürüstlüğünde, bir babanın şefkatinde de gizlidir. Mustafa Baytekin, İstanbul’un kalabalık nefesi olan Gedikpaşa Nevriye Sokak’ta, dericilik yaparak ailesinin ekmeğini kazanan bir esnaftı. O, evli ve iki çocuğunun babasıydı. Onun küçük dükkânı, sadece ticaretin yapıldığı bir mekân değil, aynı zamanda millete olan sadakatin ve sarsılmaz Türk Ülkücülüğünün sessiz bir kalesiydi. Mustafa Baytekin, bu fani dünyada ailesine duyduğu sevgi kadar büyük, ebedi bir davaya da bağlıydı.
O KARANLIK SABAH: ALÇAKÇA TUZAK
Tarihler 14 Haziran 1980’i gösteriyordu. İstanbul, normal bir Cumartesi sabahına uyanırken, bu kutlu neferin hayatının son, en destansı perdesi açılıyordu. Saat 09.30 sıralarıydı. Kahramanlar cephede beklemez, bazen en savunmasız anlarında, kendi ekmek teknelerinde yakalanırlar. Bir grup komünist militan, bu onurlu Türk Milliyetçisinin işyerine, alçakça ve kalleşçe bir baskın düzenledi.
Bu, eşitlerin mücadelesi değildi; bu, silahsız bir imana karşı düzenlenen, nefret dolu bir pusu idi. Hain eller, Mustafa Baytekin’in üzerine kurşunlarını yağdırdılar. Onlar, sadece bir esnafı vurmuyorlardı; onlar, onun temsil ettiği Türk-İslam idealinin ta kendisine saldırmışlardı.
EBEDİ NİZAM İÇİN DÜŞÜŞ
Mustafa Baytekin, o zorlu günün sabahında, inancının bedelini şehadetle ödedi. O, onurla, adanmışlıkla ve fedakârlıkla düştü. Saldırganlar, bu canice eylemlerini meşrulaştırmak istercesine olay yerine iğrenç bir bildiri bıraktılar. Ancak o bildiri tarihin tozlu sayfalarında kayboldu; Mustafa Baytekin’in 14 Haziran 1980 tarihinde İstanbul semalarında akıttığı aziz kanı ise, vatanın ve ülkü yolunun ebedi bir nişanesi olarak kaldı. O, ailesini ve işini bırakıp, kendinden çok daha büyük bir davanın şehidi olarak ölümsüzleşti.
"O, sadece bir esnaf değildi; o, ailesini bırakıp cennet vatanına yürüyen bir kahramandı. Onun adı, fedakârlığın en keskin, en onurlu çizgisidir."