"Bazı hayatlar takvimle değil, bir milletin kaderine yazılan son adımın ağırlığıyla ölçülür."
BİR KÖYDEN YÜKSELEN SES
Adı, ülkücü mücadelenin şehadet defterine kanla yazılan Nurettin Temiz. Hayatı, Anadolu’nun ruhundan fışkıran bir adanmışlık destanıydı. 14 Haziran 1980’de, 24 yaşındayken zalim kurşunlarla susturulsa da, arkasında bıraktığı miras, dört bir yanı saran karanlığa meydan okuyordu.
Doğduğu yer, Elazığ’ın sarp ve vakur coğrafyasıydı: Baskil İlçesi, Keluşak Köyü. İlk derslerini Baskil İlkokulu’nda, sonraki yıllarda ise Atatürk Ortaokulu ve Elazığ Lisesi sıralarında aldı. Eğitim, onun için sadece bir meslek edinme aracı değil, millete hizmet etme yolunda keskinleşen bir kılıçtı.
İZMİR'DE YANAN ADANMIŞLIK ATEŞİ
Zihni hür, yüreği ise vatan sevdasıyla yanan bu idealist genç, 1977-78 öğretim döneminde Batı’nın incisi İzmir’e, Buca Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünü kazanarak geldi. Matematik okuyor olsa da, hayat denklemini vatanın bekası üzerine kurmuştu.
Son sınıf öğrencisiydi. Diplomasını almasına ramak kala, okulların koridorlarını ve şehirlerin sokaklarını saran ihanet rüzgarına karşı durdu. Ülkücü mücadelesini İzmir’de, en çetin cephede, bir an bile tereddüt etmeden sürdürdü. Onun için üniversite, sadece bir eğitim yuvası değil, davasının karakoluydu.
HEDEF GÖSTERİLEN YÜREK
Nurettin Temiz’in sarsılmaz duruşu ve inancı, karanlık mahfillerin hedefi haline gelmişti. Boyun eğmeyen bu yiğit, komünist yanlısı "Aydınlık" ve "Demokrat" gazeteleri tarafından defalarca isim isim hedef gösterildi. Bu ilanlar, sadece birer köşe yazısı değil, adeta üzerine gönderilmiş birer ölüm fermanıydı.
Tehditleri biliyordu, hain pusuların gölgesinde yürüyordu. Ancak bir ülkücünün ruhunda geri çekilme yoktur; Nurettin Temiz, adının hedef tahtasına konulmasına rağmen, imanından aldığı güçle yoluna devam etti.
SON DURAK: 14 HAZİRAN 1980
Takvimler 14 Haziran 1980 Cumartesi’yi gösterdiğinde, kader ağlarını örmüştü. Nurettin Temiz, ülküdaşı Saffet Çelik ile birlikte, Buca Ufuk Mahallesi’ndeki evinden ayrıldı. Şehadet yolculuğuna çıkacaklarından habersiz, Çankaya semtine giden otobüse bindiler.
Ancak o halk otobüsü, kalleşçe bir pusu yerine dönüşmüştü. Sadece bir durak ileride, otobüsün içine sızmış komünist militanlar, iki yiğidin isimlerini haykırdılar.
O anda saklanmayı seçebilirdi. Oturduğu yerde kalmayı ya da mücadele etmeyi seçebilirdi. Ama Nurettin Temiz ve Saffet Çelik, düşmana karşı onurla durmayı seçti. İsimleri söylendiğinde, davanın şerefini omuzlayarak dimdik ayağa kalktılar. İşte o anda, ihanet ve kin dolu kurşunlar, bu iki kahramanın hayatını aynı anda söndürdü. Bir otobüs durağı, bir milletin fedakarlığının tarihe kazındığı al kanlı bir meydan oldu.
SONSUZLUĞA YOLCULUK
14 Haziran 1980’de İzmir’de, vatanın bekası uğruna son nefesini veren Nurettin Temiz’in mübarek naaşı, büyük bir vefa ile doğduğu topraklara, Elazığ’a gönderildi. Baskil’in toprağı, en fedakar evladını bağrına bastı. O artık sadece 24 yaşında hayatı yarıda kalmış bir öğrenci değil; bir neslin yüreğine adanmışlık ateşini yakan ölümsüz bir simgeydi.
"Onlar sadece bir otobüs durağında düşmediler; onlar, uğruna can verdikleri davanın sonsuzluğa uzanan temelini attılar."