"Bazı hayatlar kısa sürer ama inançla yaşanan her anı, geleceğe bırakılmış ölümsüz bir meşaleye bedeldir."
BİR HİKAYE: İSMAİL OKTAR
O HASSAS YÜREK VE ADANMIŞLIĞI
1955 yılında bu kutlu coğrafyaya gözlerini açan İsmail Oktar, adını tarihin destan sayfasına yazdırmak için sadece 22 yıl yaşadı. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nin sıralarında, bilimin peşinde koşan bir öğrenciydi. Ancak onun kalbi sadece ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda yüce bir ülküyle atıyordu.
O, sıradan bir genç değildi; o, Türk Milliyetçisi Ülkücü kimliğiyle, bu vatanın evladı olmanın ağır ve onurlu sorumluluğunu omuzlayanlardandı. Türk İslam ülküsüne gönül vermiş, geleceğin tohumlarını ilimle yeşertmeye adanmış bir kahramandı. Onun için yaşamak, inanmak ve o inancın gereğini her koşulda yerine getirmek demekti.
BİR İDEALİN GÖLGESİNDE: KİTAP VE VAZGEÇMEYİŞ
İsmail, ideallerini beslemek, ufkunu genişletmek için bilgiye susamış bir neferdi. Takvimler 14 Haziran 1977’yi gösterirken, İsmail’in o günkü adımı, tehlikenin kol gezdiği sokaklarda bile ne kadar cesur ve saf olduğunu gösteriyordu: O, Beşiktaş’taki Ömür Kitabevi’ne yöneldi. Amacı, sadece kitap almaktı; fikirlerini keskinleştirmek ve davasına daha güçlü hizmet edebilmek için ilim peşindeydi. O, silaha sarılmak yerine, kalemi ve kitabı seçmişti.
Bu seçim, onun yalnızca bir fikir adamı olduğunu değil, aynı zamanda inancından asla ödün vermeyeceğini de kanıtlıyordu.
O KARANLIK GÜN VE SON ADIM
Kitaplarını aldı. Bilgiyi kuşanmış, aydınlık bir geleceğin umuduyla kitabevinin kapısından dışarı adım attığı an, karanlık ve alçakça bir pusu onu bekliyordu.
İsmail’in Ülkücü kimliği, ne yazık ki, o dönemde fikirleri nefretle zehirlenmiş olanlar için bir hedef tahtasıydı. Gençliğin ve ilmin peşinde koşan 22 yaşındaki bu yiğit, hainliğin en çirkin yüzüyle karşılaştı. Kitabevinden çıkışta, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından organize edilen silahlı bir saldırının hedefi oldu. Bu, bir çatışma değildi; bu, bir ideal uğruna canını ortaya koymuş masum bir gence yapılan kalleşçe bir infazdı.
EBEDİ ŞEHADET
İsmail Oktar, hayatının baharında, İstanbul’un kalbinde, 14 Haziran 1977 günü, sadece inandığı değerler uğruna şehit edildi. Onun düşüşü, yalnızca 22 yıllık bir ömrün sonu değil, aynı zamanda Türk gençliğinin, inancı uğruna feda edebileceği en yüce değerin, yani canının, bir sembolü oldu.
O, sadece bir öğrenci olarak değil; vatanına ve ülküsüne olan sadakatiyle, zamana direnen bir kahramanlık abidesi olarak anılacaktır. O gün akıtılan kanı, gelecek nesillerin omuzlarına düşen büyük bir sorumluluk nişanesi olarak kaldı.
"Onun genç bedeni düştü ama taşıdığı Ülkü, zamana meydan okuyarak, geleceğin ufuklarına ışık olmaya devam etti."