"Bazı hayatlar, bir fidanın toprağa düşmesi gibi, millete kök salmak için fedadır."
KİMLİK VE YEMİN: ADANMIŞ RUH
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT ABDULLAH ERTÜRK… Bu isim, sadece bir kayıtta yazılı kalan iki kelime değil; sarsılmaz bir inancın, çelikleşmiş bir duruşun ve vatan aşkıyla tutuşmuş genç bir yüreğin ebedi yeminidir. Hayatının hangi bilinmez topraklarda başladığı, hangi meslek için yola çıktığı bilinmese de, onun kalbinin seçtiği yolun adı netti: Adanmışlık. O, sadece bir öğrenci değildi; o, milleti uğruna tehlikenin üzerine yürümeyi meslek edinmiş bir idealin neferiydi. Bütün kayıtlar eksik kalabilir, ancak ideali uğruna yaktığı ateşin aydınlığı asla silinmeyecektir.
BİR YARIM KALMIŞ HAYAT: FATSA'NIN ÖĞRENCİ YÜREĞİ
Hayatın sayfaları aralandığında karşımıza çıkan en belirgin tanım, onun genç bir ÖĞRENCİ oluşudur. Fakat o yıllar, kitapların arasına karanlık bir tehdidin gizlendiği, fikrin namlunun ucuna konduğu yıllardı. Abdullah Ertürk, kimliğini gururla taşıdığı Ordu-Fatsa topraklarında, geleceğin tohumlarını atmak için mücadele ederken, aynı zamanda o tohumları ezen karanlık ellere karşı dimdik duruyordu. Nerede doğduğu yazılmamış olabilir; zira onun asıl doğum yeri, fikrine can verdiği, davası için nefes aldığı mücadele meydanıydı.
13 HAZİRAN 1980: KARANLIĞIN KALBİNE DOĞRU
Takvimler, ihanetin Ordu-Fatsa semalarında gölge gibi dolaştığı o ağır günü gösteriyordu: 13 HAZİRAN 1980. O tarih, sadece bir gün değil, bir karar anıydı. Abdullah Ertürk, o gün bir tehlikenin varlığını biliyordu; ayaklarının bastığı toprakların zehirli bir nefesle kirlendiğini hissediyordu. Olayın detayları, mücadele anının çetinliği, son direnişin nasıl gerçekleştiği, resmi kayıtlarda boş bırakılmıştır. Ancak bu boşluk, onun cesaretini daha da büyütür. Çünkü o, neyle karşılaşacağını bilmediği bir karanlığın üzerine tereddütsüz yürüdü. Bilinmeyen, onu durduramadı. O, bütün zorluklara rağmen, sadece inancının aydınlattığı yolda, son adımını atmayı seçti. Bu, bir kahramanın en büyük fedakârlığıdır; tehlikenin perdesi aralanmadan, sırf doğru bildiği yolda canını ortaya koymak.
SON ADIM VE EBEDİ MÜHÜR
Ordu-Fatsa’nın o ıstıraplı gününde, TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT ABDULLAH ERTÜRK, hayatını o en kritik, en az bilinen anda feda etti. Olayın detaylarının unutulmuş olması, onun şehadetinin anlamını eksiltmez; aksine, onun ismini zamansız bir destanın parçası yapar. 13 Haziran 1980, onun sadece ölüm tarihi değil, davasına kanıyla attığı ebedi mühürdür. O, canını vererek, bir devrin karanlığına ışık tuttu ve inanç ile sadakatin en yüksek bedelini ödedi. Abdullah Ertürk, ardında yarım kalmış bir hayat değil, tamamlanmış bir görev ve nesiller boyu sürecek bir destan bıraktı.
"O, sadece bir tarihi kayıp değil, adını bilmediğimiz en büyük fedakârlığın taşa yazılmış yeminidir."