"Dava, ancak üzerine can verenlerin adımlarıyla yürünür. Bu yürüyüş, bazen sırtında ekmek teknesiyle, bazen de zalimin karşısında dimdik duruşla başlar."
BİR KOZAN YİĞİDİNİN YEMİNİ
Adana'nın çetin toprağında, Kozan’ın yiğit evladı olarak dünyaya gözlerini açan Osman Dinler, sadece bir isim değil, Türk milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir temsilcisiydi. Henüz gençliğinde ülküye adanmış bir ruh taşıyan bu kahraman, inandığı değerler uğruna bedel ödeme pahasına dahi olsa geri adım atmayacağını o günlerde gönlüne kazımıştı. O, Ülkücü Şehit Osman Dinler’di; varlığı, bir duruşun ilanıydı.
EKMEK VE DAVA ARASINDAKİ SANCILI YOLCULUK
Hayatı, ideallerin ağırlığı ile günlük mücadelenin zorluğunu omuzlarında taşıyarak geçiyordu. Adana’da ikamet eden Osman Dinler, helal rızkını kazanmak için seyyar satıcılık yapıyordu; bir esnafın azmi ve dürüstlüğüyle ekmeğinin peşindeydi. Ancak onun sorumluluğu, sadece ailesine ekmek götürmekten ibaret değildi. O, davasına adanmışlığı sebebiyle MHP’nin Doğansemt delegesiydi. Bu unvan, onun sıradan bir vatandaş değil, karanlık günlerde dahi inancından taviz vermeyen, cephede nöbet tutan bir nefer olduğunu gösteriyordu. Gündüzleri alın teriyle, geceleri ise ülkü aşkıyla terleyen bir Anadolu yiğidiydi o.
13 HAZİRAN ŞAFAĞI: KARARLI DURUŞ
13 Haziran 1980 sabahı, Adana’nın üzerinden yükselen güneş, bir kahramanlık hikâyesinin son perdesine tanıklık edecekti. Yavuzlar Mahallesi’nde, henüz saatler sabah 6:00’yı gösterirken, Osman Dinler işine gitmek üzere her zamanki gibi dolmuş bekliyordu. Bu, sıradan bir başlangıç gibi görünse de, inancından zerre taviz vermeyen bir adamın, düşmanının gözünü korkutan varlığıydı.
YAVUZLAR'DA YAZILAN DESTAN VE SON NEFES
Osman Dinler’in kararlı duruşu, ideolojiyi silaha dönüştüren hain odakları rahatsız etmişti. Türk milletinin birliğini hedef alan, devrimci solcu-komünist militanlar, onu pusuda beklemişti. Yavuzlar’ın o ıssız şafağında, bekleyiş anı, kahpe bir silahlı saldırı ile bölündü. Osman Dinler, davasının düşmanları tarafından kurşunların hedefi oldu. Yiğit ülküdaşımız, ağır yaralanmasına rağmen ruhundaki azmi korudu. O, düştüğü o toprağa, davasının mührünü kanıyla kazıdı. Hastaneye yetiştirilmek üzere yola çıkılan o hüzünlü anlarda, Osman Dinler son nefesini vatan aşkıyla verdi ve Şehadet mertebesine yükseldi. Adana, bir neferini şehit vermişti; ancak bu fedakârlık, geride kalan binlerce ülkücünün ruhuna meşale olmuştu. Osman Dinler’in aziz naaşı, doğduğu toprağa, Kozan’a, ebediyen sarsılmaz bir yemin olarak emanet edildi.
"Bir seyyar satıcının ruhu, Adana'nın göklerinde artık bir bayraktır. 13 Haziran 1980, sadece bir tarih değil, sönmeyen bir yemindir."