"Kimi canlar, sadece yaşamak için değil, bir ülkü uğruna kalkan olmak için doğar. Onlar, en sade cephede dahi destan yazanlardır."
KADERİNE YAZILAN KİMLİK
O, adını davasına yazmış bir kahramandı. Kökeninin ve doğduğu yerin izleri belki de tarihin derinliklerinde saklı kaldı; ancak taşıdığı ruhun kimliği, Türkiye’nin en çetin günlerinde apaçık ortaya çıktı. O, sadece bir birey değil, bir idealin somutlaşmış haliydi: TÜRK MİLLİYETÇİSİ, ÜLKÜCÜ ŞEHİT MUSTAFA BAŞKAPAN.
BİR MİLLET ERİNİN GÖREV CEPHESİ
Onun savaşı dağlarda, sınır hatlarında verilmedi. Mustafa Başkapan’ın görev cephesi, İstanbul’un tarihi kalbi olan Sultanahmet’te, ekmek teknesinin başıydı. O, cephede kılıç sallayan bir asker değil, her gün rızkını kazanırken dahi inancından zerre taviz vermeyen, dürüstlüğü ve fedakarlığı günlük hayatına sığdıran bir ESNAF/BAKKAL'dı. Bu mütevazı dükkân, onun milleti için dimdik ayakta durduğu, ideallerini tehlikenin göbeğinde yaşadığı son kalesiydi.
KARANLIK YILIN VURUCU GÜNÜ
Takvimler 31 MART 1980’i gösterdiğinde, ülkenin üzerine çöken karanlık, sokakları zehirlemeye başlamıştı. Mustafa Başkapan’ın duruşu, karanlık emelleri olanların gözünde bir tehditti. O gün, komünist militanlar, bir bakkalın dükkânında yanan Ülkü ateşi karşısında aciz kaldı ve kahpece bir saldırıya kalkıştı.
Olayın tüm detayları belki zamana karıştı; Mustafa Başkapan’ın tehlikeyi gördüğünde geri adım atıp atmadığını, o son anlarda nasıl bir kararlılıkla durduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak kesin olan bir şey var: O, inancından vazgeçmedi ve davasının bedelini ödemekten çekinmedi.
SON NEFESİN DESTANI
Silahlı saldırı sonucu aldığı yaralar ağırdı. Omuzladığı ülkü uğruna bedenine saplanan kurşunlar, onun bu dünyadaki vedasına işaret ediyordu. Ağır yaralı halde dahi direnişi süren Ülküdaşımız, hızla hastaneye kaldırıldı. Canı için verilen mücadele en çetin savaşıydı; fakat o zaten manevi rütbesini almıştı.
Bütün çabalara rağmen, Mustafa Başkapan, fani dünyadan ebedi aleme göç etti. Kurtarılamadı; zira o, sadece hayatta kalmayı değil, Türk Milleti'nin hafızasında bir şehadet mühürü olmayı seçenlerin ebedi saflarına katılmıştı. 31 MART 1980’de İstanbul’da düşen o kan damlası, bir davanın ve bir kahramanın ölümsüzlük fermanı oldu.
"Mustafa Başkapan'ın kanı, sadece toprağa değil, zulme karşı dimdik duran milletin hafızasına can suyu oldu ve orada ebediyen akmaya devam edecektir."